Milli Takım?a bakıyorum, gözlerim İrlandalı

Dünyanın her yerinde sol muhitlerde futbolseverlerin başını alamadığı bir tartışmadır bu. Euro 08 vesilesiyle, Express?in yanı sıra Radikal?de, Birgün?de de söz alma fırsatı bulan red cephesinin tavrı açık.

Dünyanın her yerinde sol muhitlerde futbolseverlerin başını alamadığı bir tartışmadır bu. Euro 08 vesilesiyle, Express’in yanı sıra Radikal’de, Birgün’de de söz alma fırsatı bulan red cephesinin tavrı açık. Milli takıma destek vermek, eninde sonunda milliyetçiliğin değirmenine su taşımaktır içimizdeki İrlandalılara göre; hele, başka marifetlerinin yanı sıra Saracoğlu’daki İsviçre maçı skandalının sorumluluğunu taşıyan Fatih Terim, Emre Belözoğlu gibi figürlerin yer aldığı bir milli takım, tümden haramdır.
Bir de Kuzey İrlandalılar var (Protestan!). Zinhar ‘millî hisler’ muhabbetine girmeyen, Türko’ların göğsünü yumruklama âyinini başını döverek izleyen ama yine de milli takıma gönlü kayanlar. Mahallesinin çocuklarına sempati duyar gibi bir yakınlık onlarınki; Allahın günü haşır neşir oldukları, büyüyüp adam olmasını izledikleri futbolcuların oluşturduğu takımı, ne olsa kendi takımları gibi görüyorlar. Bu faktör, kimi zaman, futbolun muktedir merkezlerinin kıyısında kalana, ‘büyük’lere meydan okuyana duyulan evrensel sempatiyle birleşiyor. Kuzey İrlandalıların iyice müşkülpesentlerinin bir koşulu daha oluyor: ancak milli takım ‘güzel oyun’ sergiler, heyecan yaratır, sporcu ahlakıyla davranırsa (misal, Çekya maçında kenarda teknik direktör oyuncularına sayıp dökerken Nihat Kahveci topu ayağına dolaştıran Kâzım’ı alkışlayıp ‘dert etme’ mesajı verdiğinde), alkışlamaya başlıyor, “Hadi oğlum” diye doğruluyorlar yerlerinden.
Kürtler arasında ‘bile’ yok mu, kendini tutamayıp ay-yıldızlı takımı destekleme temayülü! Eren Keskin Radikal İki’de, başta rakibi tutmaya niyetlense bile dayanamayıp gönlü Türk Milli Takımı’na kayan bir siyasi mülteci Kürt’ü anlattı. Bejan Matur’un Zaman’da yazdığına bakılırsa, ‘sahadaki esmer çocuklarla aynı karında büyüdüklerini’ için için bilmekten gelen bir duygu sızıntısıdır bu.
Eyvallah, içimizdeki İrlandalılar’ın tavrı ne kadar meşru ve muhteremse, Kuzey İrlandalıların ‘kendilerini tutamaması’ da o kadar anlaşılır. Ama bu gönül kaymasına karşı, milli takımın uyandırdığı, uyandırabildiği sempatiyi kursakta bırakan milliyetçi hezeyanın setleri dikiliyor. ‘Salla bayrağı düşman üstüne’ tezahüratı, her zamanki amigoların yanı sıra sağduyulu bildiğimiz bazı futbol yorumcularının ‘ırkıyla gurur duymak’tan falan bahsetmeleri, Bülent Uygun’un ‘Türk oğlu Türk’üz hepimiz’li mahzumesi... Bunlara maruz kalınca, İrlanda’nın Kuzeyi de zor...
Stratejik aklın sorusu: Futboldaki başarılar milliyetçiliği azdırır mı, yatıştırır, yumuşatır mı? ‘Avrupa’nın bizi takdir ettiğini’ görmek, tatmin eder, güven duygusu oluşturur, kendiyle barışıklık sağlar mı? Elhak, beynelmilel platformdaki başarıların terbiyevî etkisi görmezden gelinemez. Başarı normalleştikçe, yavaş yavaş, bir ‘sakinleşme’ bekleyebiliriz. Belki. Ama kısa vâdede, galiba hayır.
Bakınız: Sevinme ve kutlama kültürü.
Ölçü: neş’edir. Neşeyle sevinenlerimiz var elbet. Çıldırılır da, ‘kopulur’ da, yeter ki neşeyle olsun. Futbol iddaa ya da ay-yıldız falan değil, asıl budur: Birkaç saatliğine de olsa, bahtiyarlık hissiyle dolmak, gönlü ferah, kendini cümle âlemle bir hissedip neşesini bulmak... Evet, bu burca girenler de var, ne güzel. Ama ‘geçirdik’ hıncının gürültüsü hep daha fazla. Çünkü, silahlar cayırdıyor onun fonunda. İbrahim Altınsay yazdı bunu; ‘magandalar’ diye ayrı bir kavimmiş gibi bahsedilen bu saldırganlar, hiç de
istisnai değiller. Askerî mecazlarla, milliyetçi-maçist efelenmelerle sürekli seferber tutulan bir toplumda yaşıyoruz; bireysel silahlanmanın vardığı boyutlarla neredeyse paramiliter bir hüviyet kazanmış... Üstelik, Ümit Kıvanç Taraf’ta dikkatimize getirdi, ‘havaya sıkanlar’, milli hislerle cürüm işleyenleri bölücü-hain-teröristten ayırt etmek üzere kullanılan tabirle ‘vatandaşlarımız’ diye anılarak, küçük bir yaramazlık yapmışlarcasına sırtları okşanıyor - tıpkı ‘zararlı unsurları’ linç etmeye kalkışan ‘vatandaş’ların hoş tutulması gibi... ‘Vatandaşlar’ın silahına davranmayanları da, yolda kendi halinde yürüyerek milli coşkuyu lâyıkıyla paylaşmama küstahlığında bulunanlara sataşıyor. 23 yaşındaki Ömer Dündargil, Mudanya-Bursa yolunda bir benzin istasyonunda, ‘Bayrağımı selamlamadan geçen kuşun yuvasını bozacağım’ makamında kutlama yapan ‘vatandaşlarca’ öldürüldü, biliyorsunuz.
Sahadaki Türkiye, Euro 08’in en güzel futbol manzaraları albümünde çok yaprak doldurdu. Gözleri o sahaya dikilmiş Türkiye’de ise, İrlandalılığa hâlâ çok sebep var...