Neşeli futbol öğretmeni

Sonbahar-kış modası: Coşkun oyunuyla Bundesliga'da ilk devreyi 10 puan farkla lider bitiren Borussia Dortmund. Ve frapan hocaları Klopp.

Borussia Dortmund’la Jürgen Klopp’un 2008 yaz başındaki buluşması, iki mağlubun işbirliği idi. Kömür karasıyla bira sarısının bu sene 100. yılını kutlayan köklü kulübü, vasatlaşmanın azabını yaşıyordu. 1997 Şampiyonlar Ligi zaferi ve 2002 Bundesliga şampiyonluğunun peşinden dengesiz harcamalarla malî çöküşten radikal bir tasarruf politikasıyla kurtulmuşlar, alt-orta sıralara talim ediyorlardı. Jürgen Klopp da sihrini yitirmiş görünüyordu o sıralar. 1990-2001 arasında Mainz’da oynadıktan sonra hemen kulübeye geçmiş ve 2004’te bu küçük takımı (99. yılında!) ilk kez Bundesliga’ya çıkarmıştı. Başarılı iki sezonun ardından 2007’de düşmüşler, 2008’de geri çıkma hedefine erişemeyince sözleşmesini uzatmamıştı 18 yılını geçirdiği kulüple. 

Neşeyle hırsın bileşimi
İşte bu iki boynu bükük, buluşmalarının iki buçukuncu yılında zirvedeler. Dortmund yönetimi temkinli, hovardalığın belâsını unutmayacaklarını; arşa da çıksalar, 80 binlik stadın atmosferini paraya tercih eden taze oyuncuları tercih edeceklerini söylüyor. Klopp, takımının toyluğunu vurguluyor, 17 maçta 14 galibiyetlik performansları için “Tecrübe ediniyoruz” diyor.
Neşeyle hırsın kıvamlı bir bileşimi, 43 yaşındaki bu adam. Bu sezon Hamburg maçında hakemin üzerine yürüyüp hakaret ettiği için ceza alacak kadar azabiliyor (“Budalaca davrandım” diye özür dileyecek kadar da komplekssiz). Esas alâmet-i farikası, gülümsemesi. Diş macunu reklamına benzetenler var. Bazen şirin, bazen hınzır, ilke olarak gülümsüyor. Ciks gözlüğüyle lâfbaz, nüktedan. Klişelere itibar etmeden, kıvrak bir dille konuşuyor. Her ortamda arkadaş sohbetindeki gibi rahat. Adını İtalyanlaştırıp ‘Kloppo’ diyorlar nitekim.
Profesyonel sohbetçiliği başlıbaşına bir iş. 2005-2008 arasında ZDF kanalının yorumculuğunu yapmıştı. Son dünya kupasında RTL’deki yorum performansıyla, (2006’dan sonra ikinci kez) ‘yılın en iyi spor programı’ ödülünü aldı. Futbolu tutkuyla, neşeyle ve ‘kasmadan’ anlatıyor. Heyecanlı bir futbolseverin samimiyetiyle. “Tıp uzmanı havasına girmeyelim” diyor bir söyleşisinde, “Konuştuğumuz şey neticede futbol, yanlış bir şey söylersek de kimseye kalıcı zarar verecek bir şey yapamayız, rahat olalım”. “Görevimiz oyunun sırf oyun uğruna sevilmesini sağlamak, yedi yaşındakilerin spora ilgisini uyandırmak”. Eşinin çocuk kitabı yazarı olmasının etkisi var mıdır bu duyarlılıkta? 

Musibetten ders çıkıyor
Motivasyon, bir başka ustalığı. Oyuncularıyla arkadaşça, birebir ilişki kuruyor. 2008’deki bir söyleşisinde “Futbolcuları severim, ne de olsa hobilerimiz aynı!” diyordu. “Nasıl bir insan? Nasıl bir aileden geliyor?” Bunlarla hep ilgilendiğini söylüyor, yine bir ince ayrıma dikkat çekerek: “İlgiliyim ama meraklı, mütecessis de değilim!” Sahici otoritenin formülünün ikna olduğuna inanıyor. Sezonun akışında her oyuncuyu birkaç dakika da olsa oynatmaya özen gösteriyor. 2009’daki bir söyleşisinde, bazen maçta hata yapan bir oyuncusuna müteşekkir olduğunu söylüyor; zira bu hatanın üzerinde durarak bir meselenin altını çizebiliyor, bir ayrıntıyı anlatmak için fırsat buluyormuş. ‘Öğrenmenin yolu budur’ diyor.
Taraftar dostu. Mainz’dayken bir kere elinde megafonla tribünün önüne gelmiş, taraftarlarla uzun uzun tartışmıştı. Dortmund’daki ilk sezonunda, ‘ultracı’ Güney kale arkası tribününde sponsor reklamı istemeyen taraftarlara destek verdi. 2009’da Süddeutsche Zeitung’a holiganizm hakkında şunları söylüyor: “Taraftarları bir kitle olarak görüyoruz, onlar da kendilerini öyle sahneledikleri için. Ama aralarında birçok eğilimler var. Kalabalığın korumasından yararlanarak tatsızlıklar yapanlar da var. Hayal kırıklıklarını şiddetle ifade edenlerin bundan zevk alamaz hale gelmelerini sağlamamız gerek.” Ve “Polise değil eğitime bütçe” meâlinde bağlıyor sözlerini.
Fark ettiniz, habire ‘öğrenmeden’ bahsettiğini. Frankfurt Üniversitesi’nden spor bilimi lisans diploması var zaten; bu adam her şeyden evvel öğretmen, diye düşünüyorsunuz. Neşeli bir futbol öğretmeni...