Ortaya karışık milli meseleler

Ermenistan-Türkiye mücadelesi, milliyetçi kasılmaların bir lâhza gevşemesini sağladı. Bu vesileyle, futbolda milliyetçiliğe ve bunun abesliklerine dair, bir potpuriye giriştik bu hafta. Malum, ?milli maçlar? için verilen aranın haftasındayız, tam zamanıdır...
Ortaya karışık milli meseleler

Genç Mevlüt, ilk 45 dakikada iki önemli fırsatı harcadı ve ardından ikinci yarı yerini Kazım?a bıraktı. FOTOĞRAF: AFP

Kop’un sadık evlâtlarından Carragher, biyografisinde, Liverpoolluluğunu İngiliz/Britanyalı kimliğinden daha fazla önemsediğini yazmış. İbrahim Altınsay’ın da hep hatırlattığı gibi: Futbol âleminde aslolan kulüplerdir, takımlardır; milliyetler değil.
FIFA, İspanya’da futbol oynayan, hem Ruanda hem Kongo hem Burundi hem Belçika vatandaşı olan Mohamed Tchite’ye Belçika millî takımında oynama izni vermedi. Bu çok ülkeli seyyar kimlikli futbolculardan bir milletler-ötesi dünya takımı kurulduğunu hayal ettim. Zamanımızın hemen bütün ‘sosyo-ekonomik’ çelişkilerinin billurlaştığı göçmenlik ve mültecilik meselesinin bayrağı olacak bir takım. Her yerde ‘kitlesi’ var. Bütün şampiyonalarda kontenjanı olmalı.
Hürriyet’in Cumartesi ekinde Yorgo Kırbaki, Kıprıs’ın Anorthosis’inin Atina/Pire’deki Olimpiakos deplasmanında nasıl şiddet ve celâlle karşılandığını anlatıyordu. ‘Yunan’ı eleyip Şampiyonlar Ligi’ne kalan ‘Rum’un bir yöneticisi, “Biz Türkiye’de bile oynadık, böyle zulüm görmedik” diyesiymiş. Kıprıs takımları arasındaki politik husumetlerin keskinliğinden de bahsediyor Kırbaki.  Denktaş’ın bize hep birinci tekilden öğrettiği (‘Rum’) ve ‘Yunan’la yekpâre bellettiği bu mahlûk, meğer kendi içinde kaça ayrılıyormuş!
Nasıl derler, “Bu sütunlarda duyurmuştuk”: Avusturyalı futbolseverlerin “Avusturya Avrupa Şampiyonası finallerini hak etmiyor, çekilsin” kampanyası vardı ya... Kampanyanın öncüsü Michael Kriess, ‘bayrak kanununa muhalefetten’ para cezasına çarptırıldı. Gerekçe: Kampanya için bastırılan tişörtlerde, Avusturya millî bayrağındaki kartalın, kafasına sıkı bir şut yemiş vaziyette karikatürleştirilmiş olması. Millî kartal imgesiyle hem reklamlarda hem siyasî propagandada defalarca ‘oynandığına’ dikkat çeken Kriess’in avukatları, AİHM’e kadar gideceklerini söylüyorlar.

‘Bir yaz masalı’
2006 Dünya Kupası, ‘Alman yurtseverliğinin’ yeni sürümüne sahne olmuştu. Bayrakların fora edildiği kitlesel açık hava partileriyle, şenlikli, renkli, barışık bir yurtseverlik olarak kutlanan bir sürüm... ‘Bir Yaz Masalı’ diye anılan bu deneyim, yeni Alman millî gururunun bir mitosu haline gelmiş durumda. Geçen ay, Münihli psikolog Dagmar Schediwy, ‘Yaz Masalı’ yurtseverliğinin medyada işlenme biçimini incelediği bir kitap yayımladı. ‘İyi yurtseverlik’ ile milliyetçilik ve ırkçılık arasındaki geçişlerin nasıl işlek olduğunu bir kez daha hatırlatıyor bu inceleme. Bayrak bir kez açıldığında, kimin üzerine sallanacağı belli olmuyor  daha doğrusu, baştan belli!
UEFA üyelerinden Liechenstein’ın kendi ligi yok. Yaklaşık 35 bin nüfuslu ülkenin en kuvvetli takımı FC Vaduz, uzun yıllardır İsviçre liglerinde oynuyor. Ama geçen sezon sonunda tarihî bir iş başardı: 2. Ligde şampiyon olup İsviçre Super League’ine terfi etti. Futbol forumlarında milliyetçi bir vaveylâ koptu bunun üzerine: Yarı Avusturyalı yarı Alman bu yabancıların İsviçre millî liginde ne işi vardı? Evlerinde azamî üç bin kişiye oynayan Vaduzlular ise, 1932’den beri İsviçre Futbol Federasyonu’na üye olduklarını hatırlatıp, “Hücum oyunumuzla İsviçre ligi için bir rengiz” diyorlar. FC Vaduz, Süperlig’in 8. haftası sonunda 6 puanla küme düşme hattının hemen üzerinde yer alıyor (eksik maçlı Bellinzona’nın bir puan üzerinde!). Alın size, karma ligler hayal etmek için bir istinat noktası.
Post-Osmanlı rüyasına dair
Sözgelimi post-Osmanlı Büyük Türkiye rüyası görenler, bu noktayı dayanak alarak, Süperlig veya Bank Asya 1. Ligde bir Erbil takımı hayal edebilirlerdi. Heyhât! Geçen hafta ‘ajanslar’ın kuytusunda bir haber: İran’ın Urumiye şehrinde düzenlenen, Türkiye, Azerbaycan, İran, Irak ve Nahçıvan’dan il karmalarının katıldığı futbol turnuvasının finalinde kriz çıkmış. Nedeni, Erbil takımının ‘Kürdistan’ yazılı forma giymesi. Haberin kuytusundan anlaşılıyor ki, işin başında, Erzurum il karmasının ay-yıldızlı millî formayı kuşanması var. İller karması müsabakasına ‘Erzurum takımı’ndan ziyade ‘Türk takımı’ olarak çıkmak istemişler anlaşılan. Akabinde Erbil takımı ‘Kürt takımı’ donuna bürünmüş. Netice: “Bir Türk takımının Kürdistan formalı takımla müsabaka yapması söz konusu olmayacağı” için, reddine. Erzurum takımı finale çıkmayarak ‘Türk’ün şanına şan katmış. Acaba Abdullah Gül Urumiye stadına da bir uğrayabilir miydi?

Not: Cumartesi günkü yazıda, Türkiye’de 1. Lig düzeyinde bildiğim son (açık) Ermeni olarak Dirani Şenon’u anmıştım. Adana’dan mektup atan Kerem Ün, Bolusporlu Minas’ı hatırlattı.  Hani, 1981’de Ankaragücü’yle oynadıkları Türkiye Kupası finali rövanşında 84. dakikada 30 küsur metreden attığı gol iptal edilen sol açık Minas Asa.