Passolig: Kamu alanının gaspı

Passolig, stadların kamusal alanlıktan çıkmasında yeni bir adım. Bu hafta Ankara'da, futbolun kamusal alan potansiyelinin konuşulacağı bir konferans var.
Passolig: Kamu alanının gaspı

Futbol stadlarının, tribünlerinin, onlara ‘kamusal alan’ karakteri kazandıran bir yanları var. Elbette biletli, paralı olmakla beraber, herkesin gelebileceği yerler, müşterek alanlar bir defa. Buna bağlı olarak, karşılaşmalara açık yerler. Tanımadığınız insanlarla, ‘değişik tiplerle’ karşılaşır, onları gözleyebilir, temas edebilir, yakınlaşabilirsiniz. Şehir meydanları, sokakları gibi. Kamusal alanlar insanları kabuğundan, cemaatinden çıkartır; hem geniş bir kitleye karışmanın heyecanını tattırır, hem anonimliğin şemsiyesi altında kendiyle baş başa kalmanın tecrübesine açarlar.

Tribün ortamı, işte bu karakteri koruyabildiği oranda, kamusal alandır. Bunun için, tribün içi seyyariyetin fazla kısıtlanmaması iyidir aslında. Bazen birilerine bazen başkalarına takılırsınız, arkadaş grupları arasında konsomasyon yaparsınız. Tesadüfi yan yana gelişlerle, değişik taraftar ‘şekilleri’ tanır, bazen bilmediğiniz ‘sosyal tiplerle’ karşılaşır, bazen yeni ahbaplıklar edinirsiniz. Ayrıca yer değiştirme uğurunu tatbik edebilmeniz için, tribünde sabit bir yere bağlanmamak icap eder. Hem oyunu değişik açılardan izlemek de seyircilik terbiyesini geliştirir.

Aidiyet ve devamlılığı pekiştirmek bakımından hayırlı bir müessese olan kombine bilet bile, bu seyyariyeti engelleyecek kadar katı uygulandığında, tribünün kamusal alan işlevini törpüler bana kalırsa. Keza biletlerin fazla pahalı olması da, yoksulları püskürterek, tribünün kamusal alan karakterini zedeler.

Tribünlerin kamusal alan karakterini aşındıran icraatla, dünya çapında uzun süredir karşı karşıyayız. Stadların AVM’leşmesi bunun bir parçasıdır. Zincire takılan son halka, passolig adlı şu e-bilet uygulaması. Bu işin sevimsizliği her yerde çok yazıldı, 12 Mart’ta ben de burada yazmıştım (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/tanil_bora/bir_sen_eksiktin_e_bilet-1180813). Tribünün kamusal alan karakterini iyice aşındırmaktan gayrı, futbol folklorunun bir dizi töresinin köküne kibrit suyu döker bu e-bilet. Arkadaşını maça götürmek mesela, güzel bir töredir ve iki cihanda sevaptır; bazen futbol cahili bir arkadaşınızı enteresanlık olsun diye götürürsünüz, bir seferlik bir hoşluktur. Şimdi bunun için türlü muameleler yapmak, ‘sisteme’ kaydolmak, ‘T.C.’sini vermek’ gerekecek.

‘İşi’ verdikleri firmanın yetkilisi, Passolig’in ne şahane bir uygulama olduğunu savunurken nasıl iri laflar etmiş: ‘Aileler sporda şiddet yüzünden maça gidemiyor. Bu temel bir haktır, maça gidemeyen insanların özgürlük hakları elinden gidiyor’. Bunları okuyunca acaba biz hafta sonları farkında olmadan Suriye’ye, Keseb’e falan mı gidiyoruz diye düşündüm. Ankara 19 Mayıs maratonunda ben hep aileler de, kadınlar da, çocuklar da, bebeler de görüyorum, hallerinden memnun görünüyorlar. Gençlerbirliği tribününün fazla nezih olduğunu düşünenler olabilir ama ‘yayıncı kuruluş’ gösteriyor, başka yerlerde de bakıyoruz, tribün ahalisi şiddetperest vahşilerden ibaret gibi görünmüyor.

Kuşkusuz tribünlerde şiddet olaylarına rastlanıyor, kuşkusuz insanı utandıran küfür koroları icra-ı sanat eyleyebiliyor, böyle bir mesele var. Fakat esas mesele, asayişçi zihniyet ve fırsatçı tacir anlayışının, bu bahaneleri ganimet bilmesi… ‘Şiddeti önleme’ gerekçesinin orantısız bir tahakküm politikasına hizmet etmesi; hatta pazar günü e-bileti protesto eden taraftarlara polisin saldırmasındaki gibi, bizzat şiddet gerekçesine dönüştürülmesi.

Ve tabii bütün bu işlerde taraftarların asla asla asla muhatap alınmaması… Benim kulağım her zaman Taraftar Hakları Dayanışma Derneği’nde. Passolig’le ilgili uzun soluklu mücadeleye ve bu arada yasal itiraza hazırlanıyorlar.

Perşembe-cumartesi arası, Ankara’da, ODTÜ’de, yedi düvelden futbolla alakadar sosyal bilimci, tam da futbolun nasıl ve ne kadar kamusal alan olabileceğini konuşacak. ‘Habermas’tan taraftar bloglarına: Avrupa futbolunun kamusal alanını keşfetmek’ parolalı konferans, ‘Genişleyen Avrupa’da Futbol Araştırmaları Projesi’nin dördüncü ayağı (bundan da 6 Kasım’da bahsetmiştim: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/tanil_bora/akil_fikir_kitap-1159244).

Ömer Turan ve Burak Özçetin, Gezi isyanında taraftar gruplarının bir karşı kamuoyu inşa etme deneyimi üzerinde duracaklar. Bezen Balamir Coşkun ve Gülçin Balamir Coşkun, Çarşı grubunun bir eleştirel kamuoyu oluşturma ‘performansını’ değerlendirecekler. Taraftar Hakları Dayanışma Derneği’nin kurucularından Devrim Cem Erturan, ‘Alsancak Stadıma Dokunma’ kampanyasının, bir kamusal alanı koruma girişimi olarak anlamını anlatacak. Barış Karacasu, aynı türküyü Ankara dolaylarından seslendirecek: ‘Kesik çayır biçilir mi, Cebeci Stadı’ndan geçilir mi?’ Burkal Efe Sakızlıoğlu, Türkiye’de futbol ortamını ‘disipline’ etmeye dönük yasal düzenlemelerin, bu ortamı demokratik bir kamusal alan olmak imkanını daraltan etkilerini tartışacak.

Velhasıl, hayırlı bir platform. Passolig de sormuyorlar.