Riyadan politikaya

F.Bahçe'nin Pazar günkü büyük yürüyüşü, Gezi sonrası futbol ortamımızın apolitiklikten çıkmasında bir yeni aşama mı? Olacaksa, nasıl olur?
Riyadan politikaya

Pazar günkü Fenerbahçe’nin evet, tarihî diyebileceğimiz Bağdat Caddesi yürüyüşünden sonra internetteki haber sitelerinden birine yazılmış iki okuyucu yorumu aktarayım (Türkçesine imlâsına dokunmadan). Birincisi: “Bu taraftarların iyi bir örgütlenerek bu akapeden kurtulunur bu yürüyüş bunu gösteriyor...” İkincisi: “Ali İsmail Korkmaz’a niye bu kadar sahip çıkılıyorda şapka giymedi diye asılan binlerce müslümana sahip çıkılmıyor. Fenerbahçe kızılbaş tekkesimi.” Birinci mesajda, taraftar fanatizmiyle katlanarak cezbenin doruğuna varmış bir siyasî husumet okuyoruz. İkincisinde, basbayağı ırkçı nefret söylemi. İlki futbolun ve taraftarın ‘gücünü’ abartıyor, ikincisi münasebetsiz kıyaslamalarla demagoji rekoru kırıyor. İki mesajın toplamından, şedit bir kutuplaşma okuyoruz.

Futbola politika sokmayı men eden hâkim ideolojinin meşruiyet dayanaklarından biri burasıdır zaten: Politik rekabet ve husumet futbolun kendine mahsus taraftar fanatizmiyle birbirine dolandı mı, delice bir tırmanışa geçebilir. Ama yine biliyoruz, hâkim ideoloji, muhalifleri men ettiği ‘politika karıştırma’ işini kendisi hiç sakınmadan yapar. Sözgelimi ‘Barış’ pankartı açılacak olduğunda tribüne döner bıçağı sokmuş muamelesi yapılır da insanlara, ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ tezahüratı eceliyle ölen eski futbolcular için yapılan saygı duruşundan sonra bile bağırılacak kadar rutinleşmiştir, o ‘spora politika sokmaktan’ sayılmaz.

‘Yuh artık’ duygusu
Gezi isyanının artçısı olarak gelişen tribün başkaldırıları, her şeyden önce bu riyakârlığın açık seçik görülmesini sağladı. Daha sezonun ilk haftasında, Gezi isyanını selâmlayan sloganlar karakuşî tedbirlerle kriminalize edilirken, Mısır’daki darbe mağdurlarına selâm veren ‘Rabia’ (dört) işaretinin masum sayılması, dört dörtlük bir riya sahnesiydi. Bu riyakârlığın böylesine aşikâr hale gelmesinin, futbolsever ve taraftar camiasında bir ‘yuh!’ hissiyatı yarattığını görmemek mümkün mü? Ben futbol ortamımızdaki politikleşmenin en sağlam, en salih saikinin, yönetenlere ve otoriteye dönük o ‘yuh artık!’ duygusu olduğunu düşünüyorum. Taraftarları akıl baliğ olmayan çocuklar yerine koyan, itip kakan ‘vesayet rejimine’ karşı tepkinin hedefi AKP iktidarıdır ve fitillediği öfkeyi hak ediyor.
Elbette, ‘paralelinde’, o vesayet rejiminin inşasını ihale etmiş olduğu yargı-emniyet kadrolarına hükmeden Gülenci ‘yapıyla’ birlikte...
Bağdat caddesi mitingine bakıp futbol ortamımızın ‘nihayet’ politize olduğuna, stadları sarmalayan dev uyku tulumunun yırtıldığına seviniyoruz ya... Aslında herkes başka başka şeylere seviniyor. (Yürüyüşün davası resmen buydu ama adil yargılanma hakkının, şunun veya bunun tahliyesinin değil, gerçekten adil yargılanma hakkının gündeme gelmesini umarak sevinen var mıdır, bilemiyorum.) Kimisi, dünya bir yana, Fenerbahçe’nin kudretinin gösterildiğine seviniyor. (Tabii bu arada, ‘3 Temmuz darbesi’ olarak andıkları ‘3 Temmuz sürecinin’ de tamamen buharlaştırılmasını umarak…) Kimisi, Erkan Goloğlu’nun geçen cuma yazdığı gibi başının üzerinde bir ‘aziz’ hâlesiyle, bir halk önderi suretinde görünen Aziz Yıldırım’ın salladığı Türk bayrağının peşinde, ‘Mustafa Kemal’in askerleri’ olarak seviniyor. Kimisi, AKP’nin 11 yıllık iktidarının surlarında bir gedik açıldığına seviniyor. Kimisi, ‘terörist’ damgalı ‘Faşizme karşı omuz omuza’, ‘Katil devlet hesap verecek’ gibi sloganların bu vesileyle bir nebze meşrulaşmasına ve popülerleşmesine seviniyor. Birbirine karışan bu sevinmeler içinde sonuncusunun altını çizmeli. Taraftarları vatandaş-insan yerine koymayan tribün rejimiyle Ali İsmail Korkmaz’ı polis gözetiminde linç ettiren rejimin kesiştiği karanlığa ışık düşürüyor çünkü o buruk sevincin ardındaki öfke. Futbol ortamının, araçsallaştırılmadan, kendi içinden, kendi dinamiğiyle politize olmasının tohumu orada saklı. Taraftarların kriminalizasyonuyla polis rejiminin kesiştiği nokta... Bu nokta ve Gezi tecrübesinin mirası, yani: Taraftarların bırakın paydaşlar olmayı, aslında ‘müşteri’ olarak bile kaale alınmadıkları futbol rejimine isyanı ile, vatandaşların-hemşerilerin kamusal alanlarla ilgili hak ve taleplerini kaale almayan müstekbir iktidara isyanının kesiştiği nokta... Tekrarlayarak bitireceğim: Futbol ortamımızın politikleşmesinin en sağlam ve salih nirengi noktası, orasıdır.