Taraftarın kem gözü

Popüler siyasal ritüel olarak, yine televizyon başında seçim sonuçlarını takip ettik. Futbolsever milleti, kendince bu ritüeli her hafta sonu icra eder.
Taraftarın kem gözü

Tribünde bazen yanındakine heyecanla başka bir maç sonucunu anons edenleri duyarsınız. Takımınızın klasmanda çekiştiği bir rakibin maçı falan da değildir, başka bir kümenin alakasız maçıdır bahsettiği. Bunların bazıları bahisçilerdir, iddaa oynadıkları maçın takibindedirler, onlara pek iyi gözle bakmam. Elleri işte gözleri oynaştadır sanki. Bazılarının o alakasız maç neticesiyle meşgul olmalarının arkasındaysa o takımlardan birisine şu veya bu sebeple sempati duymaları, yahut şu veya bu sebeple gıcık olmaları yatar. Bakın onları iyi anlarım.

Bir futbolsever ve taraftarın, hafta sonunda kolaçan edeceği ne kadar çok netice vardır! Kendi tuttuğu takımın maçının sonucunu, mümkünse bilfiil, yani olay yerinde şahitlik ederek takip etmesi, söylemeye bile gerek yok, farzdır. Bunun yanında, sünnet niteliğinde vazifeler vardır: doğrudan doğruya rakibiniz olan takımların maç sonuçlarını da takip eder, puan veya puanlar kaybetsin istersiniz.

İşte bu, beni çok zaman duygusal zorluğa düşüren bir angajman kuralıdır. Zira bir yandan da anti-oligarşik meşrebim gereği, ilke olarak Üçİstanbullu kimle oynuyorsa o ‘ötekini’ tutarım. Gelin görün ki o ‘öteki’ puantajda Gençlerbirliği’nin rakibiyse, bu ilkeye uymak kolay olmaz. Hele iş ciddiyse, diyelim küme düşmemeye oynuyorsak, o ‘ötekine’ korner gönderi kadar değer vermem, 

GalatasarayFenerBeşktaş’ın onu yenmesini isterim. Derler ya: Zaruret haramı mubah kılar.

Ayıp bunla kalsa yine iyi. Ertesi hafta oynayacağımız takımın önemli bir oyuncusu veya oyuncuları kırmızı kart görmüş mü, dört sarı kart kontenjanını dolduran var mı diye, dilek kipinde tararım maç raporlarını. Futbol tanrıları taksiratımı affetsin, rakibin önemli oyuncularından birileri, acaba gerçekten tamamen zararsız, geçici bir sakatlığa duçar olmuş mu diye yokladığım da olur. Kesinlikle en ufak bir iz bırakmayacak bir sakatlık; sadece bir haftalık yahu… İtiraf ediyorum, Trabzonspor’un Gençler’le oynayacağı maçtan önce, Legia Varşova deplasmanında Onur Recep Kıvrak’ın 72 saat sürecek kibar bir sakatlığa uğramasını istemiştim futbol tanrılarından. Varşova dönüşü, hayran olduğum bu kalecilik sanatçısının üç hafta oynayamayacağı açıklanınca, pis bir suçluluk hissettim...

Taraftarın içinde böyle bir kötü ruh saklıdır işte; farkında olmak, terbiye etmek lâzım...
Takımınızla hiç ilgisi olmayan başka liglerin sonuçlarını da tararsınız. Kontrol edecek ne çok şey vardır. Ben mesela, Sportoto 1. Ligde Ankaraspor (Gökçekspor) yenilmiş mi diye hemen bakarım. Belediye takımları mümkünse yenilsinler diye bakarım. 3. Ligde (4. Basamak) Hacettepe kazanmış mı diye bakarım. Bu sene 2. Ligde (3. Basamak) Ankaragücü’nün sonuçlarına mutlaka bakıyorum; şu ‘diriliş’ gayreti ilgimi çekiyor, merak ediyorum. Angajmanım olmamakla birlikte sempati duyduğum kıdemli takımlar vardır, Adana Demirspor gibi, Göztepe gibi, Altay gibi, onlar ne etti diye mutlaka bakarım. Lise’nin hatırına, yan gözle İstanbulspor’a bir bakarım (3. Lig 3. Grup). Radikal Futbol tayfası olarak hepimizin gönlündeki antrenör Ümit Metin Yıldız’ın çalıştırdığı bir takım varsa, mutlaka onun neticesine bakarım (şu aralar 2. Lig Beyaz grupta Gaziosmanpaşa).

Merak ve takip mesaisinin bir başka konusu, Gençlerbirliği’nin kiralıklarıdır. Bu sezon için, Fethiye'de Artun, Bolu’da Atabey gol atmışlar mı, oynamışlar mı, yokluyorum. Maalesef iyi haberler gelmiyor.

Memleket dışı için de bir check-list vardır. Öncelikle Almanya’da 1. FC Köln’ün maç sonucuna bakarım (bir aksilik olmazsa bu sene 1. Bundesliga’ya dönüyoruz). 2. Bundesliga’da Union Berlin ve St. Pauli’nin neticelerini de kollarım. Tabii İtalya’da Livorno takip menzilindedir. Almanya’da Bayern’in, İspanya’da Real Madrid’in, İtalya’da Juve’nin yenilmesi güzel bir armağandır, bir ümit onlara bakarım. İngiltere’de Liverpool ve Arsenal’in neticelerini, fazla değil, Adana Demirspor’a tekabül eden bir önem ve sempati seviyesinde takip ederim. Evveli sene Fransa’da Montepellier’in yaptığı gibi sürpriz bir ‘Anadolu takımı’ şampiyonluk peşine düştüğünde ilgim uyanır, o ligin sonuçlara dikkat kesilirim.

Futbolsever küçük bir rasathane gibidir, her hafta sonu göz gezdireceği nice maç neticesi, ölçümünü yapacağı nice puan cetveli vardır. Futbol tanrıları kem gözden saklasın, diyelim.

İtiraf ediyorum, Trabzon’un Gençler’le oynayacağı maçtan önce, Legia deplasmanında Onur Kıvrak’ın 72 saat sürecek kibar bir sakatlığa uğramasını istemiştim. Hayran olduğum bu kalecilik sanatçısının 3 hafta oynayamayacağı açıklanınca, suçluluk hissettim...