Tribün mühendisliği mi?

Taraftar gruplarına dönük polis operasyonu, iktidarın tribünlere nizam verme gayretinin bir parçası mı? Ve o esnada dünyada... Bazı sevimsiz ve acayip işler.
Tribün mühendisliği mi?

Beşiktaş-Galatasaray maçındaki tuhaf ‘sahaya hücum’ müsameresinin ardından, ‘İdare’, tribünlerdeki emniyet tedbirlerinin arttırılması gerektiği tezahüratına başlamıştı. Hafta sonuna doğru İstanbul’da birçok taraftar grubundan 80’i aşkın kişinin gözaltına alınması, olayın polisiye hararetini yükseltti. Yakalananlara atfedilen suçlamalar arasında cinayete azmettirme gibi vahim işlerden söz ediliyor. Somut kanıtların ortaya konmasını merakla bekleyeceğiz.

Taraftar Hakları Derneği, bir buçuk yıldır yürütüldüğü söylenen hazırlığın tam da şimdi eser vermesine ilişkin kuşkularını dile getiriyor. Bunun ‘Siyasal iktidarın Gezi eylemlerinden bu yana taraftarlara ayar verme, tribünleri dizayn etme kararlılığının’ bir adımı olduğunu ileri sürmekte haksızlar mı?

Şu ‘1453 Kartalları’ grubunun saha işgali müsameresinin faili olduğuna dair ciddi iddiaların iktidar medyasında geçiştirilivermesi de bu kuşkuları güçlendiriyor. AKP’ye çalışan bir ülkücü gruba dayanan 1453’ün, Çarşı’ya karşı bir kuvvet yaratmaya, en azından onu ‘meşgul etmeye’ dönük bir psikolojik harp cihazı olarak işe koşulduğunu anlıyoruz. Her slogana, her simgeye ‘futbola politika karıştırmayın’ teftişi getirirken kendi eliyle ve kendi lehine ‘tribüne politika sokmanın’ kaba ve hilebaz bir yolu...

Geçen hafta okurlardan, dünyada 1453 benzeri taraftar grupları hakkında bir dokümantasyon için istek parçası geldi. Benzerini bulmak zor. Elbette iktidarlara yüksek sadakatle bağlı, resmi politikaları, özellikle milliyetçi siyasetleri hararetle destekleyen gruplar var, hem de çok var. Elbette kollanıyorlar da. Ama bunlar yapay organizmalar değil, ‘zaten varolan’, zaten bu çizgide yer alan gruplar. Gerçi 1453’çüler de kendilerince ‘derin kök’ iddiasında bulunacaklardır. Devam ettikleri müddetçe, Çarşı’nın serkeş ve şen ruhundan kesinlikle farklı olarak, tribünlerde açık bir siyasi kamplaşmanın jeneratörü olacaklar.

Fİkİrlerle bİrlİkte trİbün kültürü de çarpışıyor

Tribünlerde siyasi kamplaşmayla ilgili bir başka hadiseden bahsedeyim. Almanya’nın gerçi geçen sezon 4. Lig’e düşen ama hâlâ 7 bin seyirciye oynayan köklü kulübü Alemannia Aachen’daki gerginlik, sol eğilimli grubun tribünden çekilmesine kadar vardı. Gerilimin bir tarafındaki ‘Karl’ın Çetesi’ taraftar grubu, adını Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Büyük Karl’dan (Şarlman) alıyor. (Bakın burası 1453’e benziyor!) Örgütlü-politik olmamakla beraber ‘sağa yatkın’, Neonazilerin de ciddi nüfuzunun olduğu bir grup. Öteki taraftaysa yine katı politik bir yapı olmayan, ırkçılığa, faşizme, homofobiye karşı ve taraftarların kriminalize edilmesiyle mücadele eden Aachen Ultraları bulunuyor. Fikirlerin yanı sıra tribün kültürleri de çatışıyor: küfürlü-marşlı geleneksel usule karşı samba havalı esprili şarkılar… 

İki yıldır süren gerginlikte Karl’ın Çetesi Ultraları tehdit etti, tribündeki sataşmaları ev basmalar ve açık saldırılar izledi. Kulüp ve polis bazı saldırganlara yasak koydu ama etkili önlemlerden kaçındı. Sonuçta Ultralar, Karl’ın Çetesi’nin diliyle konuşmayı reddederek tribünü terk etmeye karar verdiler. Maça giderlerse münferit gidecek, ‘aile babalarının’ oturduğu kapalı tribüne takılacaklar. 

Bunun her bakımdan tam tersi bir örnek, Ukrayna’dan. Futbol ortamında ırkçılığın, milliyetçiliğin, Anti-semitizmin normal olmasına hatta ‘cool’ bulunmasına sinir olan bir grup solcu genç, birkaç yıl önce, tribünde karşı cephe açmak gerektiğini düşündüler. Tıpkı hasımları gibi şiddete yatkın, vücut ve yakın dövüş çalışan bir grup… Az taraftarlı, kenarda köşede bir kulüp olduğu için Arsenal Kiev’i seçtiler ve onun Ultralar’ı oldular. Bu da ‘yapay oluşumun’ ters köşesi!