10 kişiden biri mi, dördü mü işsiz?

Hanehalkı işgücü anket sonuçları yayımlandı. Eskiden beri ilan edilen işsizlik oranlarına kuşkuyla bakarım. Sayıları kabul etmekte zorlanırım.

Hanehalkı işgücü anket sonuçları yayımlandı. Eskiden beri ilan edilen işsizlik oranlarına kuşkuyla bakarım. Sayıları kabul etmekte zorlanırım. Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (DİE) son yayımındaki sonuçlara da inanmadan baktım. Eski sonuçlar gibi, 2005'in ocak ayı değerlerini gösteren sayılara niçin kuşkuyla baktığımı anlatmaya çalışayım:
15 yaşından küçükler işgücü istatistiklerinde hesap dışıdır. Eğer nüfus sayımız doğruysa, çalışabilecek yaştaki nüfusumuz 50 milyon 300 bindir. DİE bu sayıyı ikiye ayırıyor; işgücü nüfusu ve diğerleri. İşgücü nüfusu sayılmış ve 23 milyon 500 bin bulunmuş. İşgücü içinde kabul edlip de, sayım zamanında işi olmayanlara 'işsiz' deniyor. Ocak 2005'te, işgücüne dahil olanlardan 2 milyon 700'ü işsizmiş, bu sayılara göre, işsizlik oranı yüzde 11.5 deniyor.
23 milyonun yüzde 11'i işsiz doğru! Ancak 50 milyondan geriye kalan 26 milyon 800 bin kişinin ne yaptığını bilmeden rahat edemeyiz! Bu nüfusun 22.5 milyonu, ev kadını, öğrenci, emekli ve sakat, geri kalan 4 milyon 300 bin kişi daha var.
Ben işgücü ve işsiz sayılarına ilk olarak; ev kadınları, öğrenciler, emekliler ve sakatlar dışındaki 4 milyondan fazla kişinin katılmaması nedeniyle kuşkuyla bakıyorum. Eğer bu 4 milyonu işsiz sayısına eklerseniz, dünkü haberlerde söylendiği gibi, her 10 kişiden birinin değil, çalışabilecek her dört kişiden birinin işsiz olduğunu anlayacaktık! Gerçekte sakatların bir kısmını da işgücüne katmalıyız.
İkinci duraksayarak baktığım husus, 'istihdam' başlığı altına konulanlardır: Bunlardan, 'Ücretsiz aile işçisi' denilenler 3 milyonun, 'Kendi hesabına çalışanlar' da 5 milyonun üzerindedir. Bu 8 milyon insanın hangi koşullarda para kazandığını düşünürsek, en az 3 milyonunu çalışıyor sayamayacağımızı görürüz. Çoğu gerçekte iş aramaktadır, meslekleri ve iş güvenceleri yoktur; belirsiz ve yan işlerde çalışmakta, başkasının toprağını işlemektedirler.
Özetle, işgücü sayımızın 21 milyon yerine 30 milyon olduğunu, gerçek işsiz sayısının da 12 milyonun üstünde bulunduğunu söylemeye çalışıyorum. Açıkçası ev kadınları, öğrenciler, emekliler ve sakatları hesap dışında tutarsak, çalışabilecek durumdaki insanımızın yüzde 40'ının belirli ve kalıcı işi yoktur.
Vardığım bu sonuca birçok kişinin katılmadığını biliyorum. DİE'nin, kendi tanımları içinde kendi yöntemleriyle bulduğu sayıları tartışmıyorum. İş, işgücü, işsiz, işyeri, gibi kavramları DİE'nin nasıl tanımladığını bilmiyorum ama, çalışma yaşındaki insanımızın yüzde 90'a yakınının gerçekten çalışıyor olduğunu kabul edemiyorum.
Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik politikalarımızı gerçek işgücü ve işsiz sayısını bilmeden doğru belirleyemeyiz. Ülkemizde, çalışabilecek durumdaki insanlar arasında işsiz sayısı yüzde 11 ise, ekonomik durumumuz için hiç sıkılmayalım, tasarrufla, yatırımla, yabancı sermaye gelmesiyle uğraşmayalım!
Birçok göstergemiz gibi, sözlük anlamlarıyla işgücü sayımızı ve işsiz oranını da ayrıntılarına girerek tartışmalıyız. İşgücü sayımızı ve bunun niteliklerini, bunun içine almadıklarımızın ekonomik dayanaklarının kimler olduğunu aradığımızda, birçok politikamızın yanlışlığını da göreceğimizi sanıyorum.