40 yıllık öneriler

Son günlerde 'seçim' sözleriyle birlikte yine, siyasal düzenleme yasalarını tartışmaya başladık.

Son günlerde 'seçim' sözleriyle birlikte yine, siyasal düzenleme yasalarını tartışmaya başladık. Dünkü gazetelerde, barajla ilgili düşünceleri ve AKP'li 49 milletvekilinin Meclis Başkanlığı'na verdikleri yasa teklifi haberleri yayımlandı.
2002 seçiminden bir yıl önce de parti liderleri seçim kanunlarını tartışmışlardı. (16 Kasım 2001 tarihli gazeteler) Bu yılın şubat ayında, TESAV'ın düzenlediği ve parti temsilcilerinin de katıldığı bir sempozyumda, partiler ve seçimleri düzenleyen kanunlarda değişiklik önerileri ele alınmıştı.
Baraj üzerine çok yazdım, bugün AKP'li milletvekillerinin önerilerini ele alacağım.
İki öneri var; biri tercih oyu getirilmesi, diğeri de merkez adaylarının sınırlanması. Bunlara bir de yurtdışındaki yurttaşların oy kullanmasını eklersek, demokrasimizin bitmeyen tartışma listesini hazırlamış oluruz.
Tercih oyu, 1961, 1973, 1977 ve 1991 seçimlerinde uygulanmıştır. Bu dört seçimden ikisinde, 1973 ve 1991 seçimlerinde, bazı yerlerde tercih oyu belirleyici olmuştur: 1973'te 2 ilde tercih oyu olmasaydı seçilemeyecek 4 aday; 1991 seçimlerinde de 35 ilde, 54 aday tercih oyu sonucu sıra değiştirerek milletvekili olmuştur. Tercih sistemi uygulanan 1961 ve 1977 seçimlerindeyse tercih oyuyla aday sırası değişmemiştir. (Erol Tuncer, Osmanlıdan Günümüze Seçimler, 2002, 1. Baskı, sh: 110)
Tercih oyu sistemini önerenler şu sorulara cevap vermelidirler: Oy pusulasında tercih oyu kullanmayanların, hangi adayın seçilmesini istedikleri kabul edilecek ve tercih oyu kaç aday için yazılabilecek? Kaç tercih oyuyla sıra değişecek?
1991 seçimlerinde partinin aldığı oyun yüzde 15'inin tercihli olması, sıranın değişmesi için yeterli sayılıyordu. Pekiyi, tercih oyu kullanmayan yüzde 85 seçmenin liste sırasını doğru görmediğine ait bir bulgu var mı? Yok! Öyleyse, yüzde 15 oy ile sıra değiştirmenin adaleti savunulamaz!
AKP'li 49 milletvekili, merkez kontenjanının yüzde 3 ile sınırlanmasını da istemektedirler. 550 adaydan sadece 17 adayı lider veya merkez belirleyebilecektir. Bu öneri kabul edilirse, bu bomba seçim günü patlayacak ve demokratik siyasal hayatımızın tamamını yıkacaktır.
Lider diktasının demokrasimizi yozlaştırdığı, Meclis'in yasama ve denetleme görevine zarar verdiği bilinmektedir. Ancak, sadece aday gösterme yetkisini sınırlayarak liderlerin işlevi ve parti içi ilişkiler demokratikleşmez, tam tersine siyasal hayat karmaşaya girer, rejim partiler rejimi olmaktan çıkar; demokrasimiz lider sultasından çıkıp, zorbaların hâkimiyetine girer.
Projemiz, merkezin aday gösterme yetkisinin kaldırılması değil, parti içi ilişkilerin demokratikleşmesi olmalıdır.
Liderler, üye kayıtlarından başlayarak kongreler, seçimler ve politika belirleme işlemleri açık ve yazılı kurallara göre yürütülen partilerde gerçek lider olurlar. Böyle parti liderleri, üyelerin gerçek iradeleriyle seçtikleri örgüt yöneticilerinin eğilimlerine göre partiyi yönetirler.
Demokratik partilerde liderlerin rolü, örgütü ve halkı, görüşleri projeleri ve hitabetiyle yönlendirmektir. Bizde ise liderler, aday gösterme yetkisini kullanarak 'partisini', kendi kafasına göre de ülkeyi yönetmeye çalışmaktadırlar. Değişmesi gereken budur!