ABD'li yazarın düşündürdüğü?

The Washington Times gazetesinde yayımlanan 'Türkler ölçüyü kaçırdı' başlıklı yazının, dün Radikal'de yayımlanan tercümesini okuyunca, önce şaşırdım, sonra da meraklandım.

The Washington Times gazetesinde yayımlanan 'Türkler ölçüyü kaçırdı' başlıklı yazının, dün Radikal'de yayımlanan tercümesini okuyunca, önce şaşırdım, sonra da meraklandım. Yazı ve sonuçları hakkında düşüncelerime geçmeden, yazının özetini vermek istiyorum.
Arnaud de Borchgrave, yazısının başlarında 'Bazı Türk gazetecileri kindarlık bakımından, Usame bin Ladin'i sollamaktadırlar' kanısını yazdıktan sonra, Milli gazeteden Süleyman Arif Emre ve Burhan Bozgeyik'in, Dünya'dan Burhan Özfatura'nın, Radikal'den Nuray Mert'in yazdıklarından örnekler veriyor.
'Türk paranoyası' olarak tanımladığı bu örnekleri sıraladıktan sonra Borchgrave, 'Türk medyasındaki azgın çete sayesinde ABD'nin niyetlerine dair dezenformasyonun tekrar tekrar su yüzüne çıkmasının engellenemediğini' söyleyip, yazısını şu hükümle bitiriyor:
"Türkiye'nin AB üyeliği çabası da Ankara'nın Kıbrıs'ı tanımaktaki gönülsüzlüğü nedeniyle ivme kaybetti. AB bu tanımayı olmazsa olmaz koşul sayıyor. Türkler ise Kıbrıs'ın kuzeyini işgal altında tutmayı sürdürüyor."
Bir ay kadar önce, 16 Şubat'ta da, The Wall Street Journal gazetesinde, Robert L. Pollock'un 'Türkiye nereye gidiyor' başlıklı yazısı çıkmıştı. O yazı "Türkiye kolayca ikinci sınıf ülkelerin safında yerini alabilir: dar kafalı, paranoyak, marjinal ve (tam da bu yüzden) Amerika'yla dostluğu bitmiş, Avrupa'da ise sevilmeyen bir ülke" cümlesiyle bitiyordu.
İki yazıda da, AB ve ABD ile Türkiye ilişkilerinin bugüne göre daha kötüye gideceği hükmü ya da tehdidi açıkça görünüyor. ABD'li yazarların, Vaşington'un AB'yle, en azından Türkiye konusunda aynı görüşte oldukları anlaşılıyor.
Bu iki yazarın da, ulaştıkları sonuçların kanıtı olarak verdikleri örnekleri yeterli görmelerini anlayamıyorum. Tirajları toplamının, toplam tirajın onda birinin altında olan üç gazetedeki dört yazarın aynı yönde görünen yazıları tanık gösterilerek, koca bir toplumun görüşünün belirlenmesinin yanlışlığını ABD'li yazarların da bildiklerine inanıyorum.
Türkiye'de ulusal gazetelerde her gün, 500'den fazla yazarın, her konuda, her yöndeki görüşleri yayımlanmaktadır. Pollock'un makalesi Radikal'de beş yazıda ele alınmıştı; birinin başlığı 'Anti-Amerikanizm ve paranoya toplumu', bir diğerinin ki de 'Evet, sevmiyoruz' idi. Başlıklarından anlaşıldığı gibi, bu iki yazı farklı düşünceleri yansıtıyordu. Hangisinin halkın görüşünü daha doğru yansıttığı, hangisinin daha çok etkili olduğu söylenebilir mi?
ABD'li iki yazar da, halkımızın kendi ülkeleri hakkındaki düşüncelerini bence bilerek abartmışlardır; bence asıl Türkiye dış politikasını, kapalı kapılar ardında önerilmiş yönde biçimlendirmesi isteğini dile getirmektedirler. Muhtemelen Türkiye'nin kabul edemeyeceği bazı öneriler geliştirilmekte, bunlar için gerekçe ve kamuoyu hazırlanmaktadır.
Ben, ülkelerin çıkarları için diğerleri üzerinde baskı kurmalarını; hedefleri yolunda her türlü araca ve çareye başvurmalarını doğal görürüm. Bu çabalar karşısındaki diğer hükümetlerin de, kimseye kızmadan ve gücenmeden, çıkarlarını korumak için politikalar ve ortaklıklar geliştirmesi de doğaldır.
Bu doğallık içinde değerlendirdiğim son yazılar bana, ABD ve AB'nin, bizimle ilgili yeni projeleri bulunacağını ve bundan önce öngörmediğimiz dayatmalarla karşılaşacağımız ihtimalini düşündürdü.