AB'nin anlamadığı konumumuz

AP'deki (Avrupa Parlamentosu) dünkü oylamalar AB (Avrupa Birliği) ile ilişkilerimizi yeni baştan gözden geçirmemiz gereğini -belki de zorunluluğunu- düşündürüyor.

AP'deki (Avrupa Parlamentosu) dünkü oylamalar AB (Avrupa Birliği) ile ilişkilerimizi yeni baştan gözden geçirmemiz gereğini -belki de zorunluluğunu- düşündürüyor.
Gerçekten, AB-Türkiye ilişkilerinde ciddi bir yere gelmiş bulunuyoruz. Yıllardan beri, zaman zaman birçok sorunlar çıkmış, yanlışlıklar yapılmış, ama güçlüklere karşın bir biçimde, geç veya erken, zorluklar geçilmiştir. Ancak bu kez geldiğimiz nokta geçmişe benzemiyor, farklı bir konumdayız. Bu konumu ve sonuçları üzerinde görüşlerimi anlatmaya çalışayım:
Dün, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AP'nin Ek Protokol'ü onaylamasını istediği konuşmasında, Almanya'ya uygulanan Gümrük Birliği Anlaşması'nın, Kıbrıs'a uygulanmamasını anlayamadığını söylemişti!
Konu ortaya böyle konulur, soru böyle sorulursa, gerçekten Türkiye'nin imzaladığı bir anlaşmayı, anlaşmayı imzalamış diğer bir devlete aynen ve tam olarak uygulamayı kabul etmemesi, yürürlüğe koymaması anlaşılamaz! Durumu, AB'nin 25 üyesinden 24'ü için geçerli olan bir protokolün, diğer bir üyeye uygulanmaması diye görürseniz, gerçekten anlayamazsınız.
Ancak anlaşılması zor olan başka bir gerçek vardır: O da, Avrupalı siyaset adamlarının, tabii Yunanistan ve Kıbrıslı Rum siyaset adamlarının da, bir gerçeği bilmedikleri ya da bilmez görünmeleridir!
O gerçek şudur: Bugünkü koşullarda, AB üyesi Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin (KRC) tanınması anlamına gelecek bir kararı Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin kabul etmesi mümkün değildir. Çünkü böyle bir durumu kabul eden, yani KRC'yi tanıyan hükümet iktidarda kalamaz. KRC'yi tanıyan ya da tanıma anlamına gelen bir kararı kabul etmek, Türkiye'de hükümetten istifa etmek anlamına gelir. Belki bu cümleyi şu biçimde söylemek, gerçeği Avrupalılara daha iyi anlatabilir: Kabulün doğruluğu ya da yanlışlığını bir yana koyalım; KRC'yi tanıyıp bunu halka kabul ettirme niyeti ve gücü olan bir siyaset adamı ülkemizde yoktur.
Hiçbir koşul koymadan AB'ye katılmamızın doğru olduğu inancında olduğum halde, KRC'yi kabul etme kararını hazmetmeye hazır olmadığımı görüyorum.
Bu konu dış politikanın başka konularına benzemez, Kıbrıs Adası'nda Türkiye'nin de katıldığı hukuksal bir çözüm bulunmadan, halkın anlayışında değişiklik beklenemez.
Avrupalı siyaset adamlarının bunu bilerek politika belirlediklerini sanmıyorum. 'Bilerek yapıyorlar' diyenler şüphesiz vardır, ben onlardan değilim; ben AB politikacılarının, Kıbrıs konusunun öncekilerinden farkının bilincinde olmadan karar aldıklarını sanıyorum.
AP'nin verdiği karar, diplomaside ne anlama gelir, onu diplomat yazarlarımızdan öğreneceğiz. Benim anladığım, Kıbrıs'ın tanınması AB'li siyaset adamlarının doğruluğuna inandıkları bir koşul olarak görünüyor.
Karar, 'provokasyon' ve 'tavsiye kararı' olarak yorumlanıp geçiştirilemez; AP'deki konuşmalar AB'li siyaset adamlarının gerçekten Kıbrıs'ı tanımamız gerektiğine ve bunun olabilirliğine inandıklarını gösteriyordu.
Bu durum, AB ile halkımız arasında, ortadan kaldırılamaz ciddi farklılığın, önemli çelişkinin varlığını açıkça ortaya koymuştur.
Bence sonuç alınması zor olsa da hükümetimiz, halkımızın inancıyla AB arasındaki bu çelişkiyi AB yetkililerine anlatmalıdır. Sonuç alınamazsa, dönüp, Ankara Anlaşması'nda iptal hükmü aramaktan başka çaremiz kalmaz.