Adı temiz ve hatırası aziz İsmet Paşa

İnönü'nün 1950 öncesi ve 1961 sonrası yaptıklarını bilmediğimiz ve anlamadığımız için bugünleri yaşıyoruz.

Geçen hafta vefatının 41’inci yılında, Aziz İnönü’yü 130 yaşında andık. Anıldığı toplantıların birinde bile bulunamadım, özellikle Malatya’daki anmaya katılamadığıma hayıflanıyorum.

1956 yazıydı, Malatya Şeker Fabrikası inşaatında staj yaparken görmüştüm onun heyecan veren heykelini. İsmet Paşa, on yıldan beri olduğu gibi o günlerde de olmadık dedikodularla itibarsızlaştırılmaya yıpratılmaya çalışılıyordu. Kimin eseri olduğunu şimdi hatırlayamıyorum, bu sivil anıtın etrafında, kitabesini defalarca okuyarak dolaşmıştım: Adın temiz, hatıran aziz kalacaktır.

Beyaz mermere kazınmış kelimeleri okuduğumdan 58 yıl geçmiş; İsmet Paşa’nın adı temiz, hatırası temiz kaldı.

İnönü’nün, 1946 öncesinde Kurtuluş Savaşı’nda ordu kumandanı, milletvekili, Lozan’da Murahhas Heyeti Başkanı, başbakan ve cumhurbaşkanı olarak büyük hizmetleri vardır. Muhalifleri saydığım görevlerin her aşamasında başarıların, bir kulp takarak İsmet Paşa yerine o çevrede bulunan birilerine bağlamışlardır. Yazılıp söylendiğine göre, savaşta, Lozan’da, başbakanlığında hep başkalarının yaptığı işleri üstlenmiştir(!). Güleceksiniz ama, Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunları'nın hazırlanması ve çıkarılmasında bile İnönü’nün emeği değil haberi bile olmadığını yazanlar olmuştur.

Savaş sırasında ve tek parti dönemlerinde başarı, baştakine aittir; savaşı o kazanır, yönetimi o ileri taşır; yanındakileri o seçer; 1920-1938 döneminin lideri de Mustafa Kemal’dir, eser şüphesiz onundur.

İsmet Paşa Kurtuluş ve Cumhuriyet döneminin başarılı ikinci adamıdır; ikinci adamlığı her yapılan doğru işi liderinin direktifi sayarak, başarısızların sorumluluğunu üstlenerek 18 yıl taşımıştır.

Bence İnönü’nün eseri ve hayatının başarısı,1950 Seçim Kanunu’nu yürürlüğe koyması ve o seçimle iktidardan düşürülmesidir.

1945’ten sonra Seçim Kanunu çıkıncaya kadar karşılaştığı zorlukları okuyup öğrendikçe Paşa’ya saygım ve hayranlığım artmıştır yıllar içinde. Partisinin yöneticilerinden üyelerine kadar hepsiyle uğraşmıştır, doğrusu o yıllarda İnönü’ye seçim kanununu hızla hazırlayıp çıkaran Şemsettin Günaltay dışında yardım eden var mıdır? Onlar kimdir, hemen hatırıma gelmiyor!

Her dala sarıldığı anlaşılıyor, her ayrıntıyı izlediği, bıkmadan usanmadan her yerden yardım istediği anlatılır; grup ve genel kurul görüşme ayrıntılarını geç vakitlere kadar dinlermiş çeşitli kişilerden.

Seçimden yıllar geçtikten sonra bile, milletvekillerinin birçoğunun “yapma dedik, anlamadı!” diye yakındığını duymuşumdur. Seçim Kanunu görüşmeleri, tek partiden çok partiye geçişin şimdi sanıldığı kadar kolay olmadığının kanıtlarıyla doludur.

1950 seçim kanunu, savaştan çıkan dünya için, ileri bir örnekti; maalesef İnönü’nün rejim değişikliğinden kimse örnek almaz; nitekim Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika’da, Amerika’da birçok devlet o günkü rejimlerini değiştirememiş, ya da değiştirmemişlerdir!

Tek parti rejiminde, çok partili düzene geçme başarısında dünyada İnönü’nün ilerisine geçen olmadı ama O, 1960 askeri darbesinden sonra 1950 başarısını da arkasında bırakacak bir dönem yaşadı.

Darbeden 17 ay sonra, bazılarınca “lüks” sayılan anayasa çıkarılıp nispi temsil esaslı seçimler yapılabildi. Seçimi izleyen 3 yıllık başbakanlığında, anayasa kurumları kuruluş kanunları, uzun vadeli plan, toplu sözleşme ve grev kanunları ve benzeri kanunlar çıkarıldı.

Bütün bunlar İnönü’nün, kendi geleceğinin hesabını düşünmeden politikalar belirlemesi sonucu yapılabilmiştir.

İnönü’den 15 yıl sonra devlet 1980 darbesine taşındı; İnönü’süz bu dönemde yeni seçim için 38 ay beklenmiştir! O dönem anayasasının, ülkeyi nerelere taşıdığı ortadadır.

İnönü sonrasında, 2002’ye kadar 13 Başbakan’ın başkanlığında 29 hükümet kurulmuştur. Bu dönemde başbakan olan veya koalisyona katılan parti genel başkanları Çiller, Demirel, Ecevit, Erbakan, Özal ve Yılmaz devlet politikalarını, iktidarlarının bir dönem daha veya bir yıl hatta bir ay daha uzamasını sağlamak üzere belirlemişler ve ülkeyi istikrarsızlığa taşımışlardır.

Bu yazdıklarım İnönü’nün henüz konuşmadığımız meziyetlerini ve dirayetini göstermektedir. Onları konuşmadığımız için durumumuzu anlamıyoruz, anlamadığımız için de istikrarsızlıktan kurtulamıyoruz.