Aklama oylaması

AK Parti içinde, 17-24 Aralık olaylarında bazı gerçeklerin bulunduğuna inanan bir akımın varlığı ortaya çıkmıştır.

Dört eski bakanın Yüce Divan'a gönderilme oylaması Çarşamba sabahına kadar sürdü. Olayı, oylama tekniği bakımından görülenler ve siyasal sonuçlarını ayırarak değerlendirmek istiyorum.

Salı günü Meclis açıldığı zaman, sandalyelerin partilere ve bağımsızlara dağılımı ile boş sandalyeler (Tablo:1'de) görüldüğü gibiydi.



Tablodaki beş yeni parti, Emine Ayda'nın Demokratik Bölgeler Partisi, İdris Bal'ın Demokratik Gelişim Partisi, Emrahan Halıcı'nın Elektronik Demokrasi Partisi, İdris Naim Şahin'in Millet ve Adalet Partisi, Emine Ülker Tarhan'ın Anadolu Partisidir.

Bağımsızlara gelince: Leyla Zana ve Aysel Tuğluk aldıkları ceza nedeniyle partilerinden (BDP) ayrıdırlar. Hakan Şükür, Hasan H. Yıldırım, Muhammed Çetin, İlhan İşbilen ve Ahmet Öksüzkaya Ak Parti'den ayrılmış veya ayrılmak zorunda kalmışlardır. Süheyl Batum CHP'den çıkarılmış, İhsan Barutçu MHP'den istifa etmiştir. Ertuğrul Günay, Haluk Şahin ve Erdal Kalkan CHP'li iken AK Parti'den aday gösterilmiş ve seçilmişlerdir. Kültür Bakanı Günay'ın bakanlıktan ayrılmasından sonra diğer iki arkadaşıyla birlikte AK Parti'den ayrılmıştır.

Bu tabloya ve üyelerin kayıtlı oldukları partilere bakarak, dört bakanın aklanması ve Yüce Divana gönderilmesi tarafında veya karşısında oy vermesi beklenen milletvekili sayısı kabaca belirlenebilir mi?

Dört bakan meselesinde üyelerin kayıtlı oldukları partilerin eğilimlerine ne kadar bağlı kalacakları hakkında hiç bir bilgimiz yoktu. Ak Partili üyelerin, gönül rahatlığıyla oy vermeyecekleri belliydi ama bunun ne kadarının sandığa gideceği, ne kadarının göğsüne taş basarak çoğunluk tarafında oy kullanacağı bilinmiyordu.

Kayıtlara göre, dört bakan lehinde oy kullanma potansiyeli olan üye sayısı 314 idi; karşı tarafta da 221 üye vardı; maça taraflar 93 farkla çıkıyorlardı.

Oylamaya katılamayarak, çekimser, boş oy ve geçersiz oy vererek ortada kalmak isteyenlerin sayısı ne kadardı? Gazetelerde bunlarla ilgili bilgi çok azdı!

İktidarın oylamadaki işi daha kolaydı; Yüce Divana göndermek için 276 oy gerekiyordu ama, Yüce Divan yolunu kapatmak için ret oylarının kabul oylarından bir fazla olması yeterliydi.




AK Parti içindeki rahatsızların oya katılmaması , belli sınırda kalmaları koşuluyla, sorun çıkarmayabilirdi. Örneğin AK Parti'nin 312 üyesinin 82'si toplantıya katılmayıp, 230'u ret oyu verse bile, karşı oy 221'de kalacağından, sonuç değişmeyecek, dört eski bakan Yüce Divana girmeyecekti. Gitmeyecekti ama, "gitsin" diyenlerin daha fazla olduğu bir meclisimiz olduğunu görecektik.

Fakat öyle olmadı, AK Parti tarafından 30'tan fazla milletvekili oya katıldı ve Yüce Divan yolunu işaret edenlerin sayısını 245'e kadar çıktı. O Oylamada, geçersiz ve boş oy verenler, 245'e eklenebilseydi, Egemen Bağış'ın Yüce Divan'a gitmesini isteyenlerin sayısı "gitmesin" diyenlerden fazla olacaktı.

Muhalefet bütün üyelerini getirip "çok zor" olanı başarabilseydi, 276'yı bulmayabilirdi ama, gitsin diyenlerin sayısı aklayan oyların üstüne çıkabilirdi. AK Partili 40'dan fazla üye, bir anlamda muhalefete yardımcı oldu fakat muhalefet bu durumu kullanamadı.

Yüce Divan'a gitsinler diyenlerin sayısının 260, aklansınlar diyenlerin sayısının 255 olduğu bir durumun yaratılmasının imkansız olmadığı dört oylamayla görüldü!

Eğer, raporu reddedenlerin sayısı, dört bakanı aklayanların sayısından bir fazla olsaydı, dört bakan yüce divana hukuken gitmeyecekti, ancak AK Parti liderlerinin hizaya gelmeleri gerektiği görülecek ve dün sabah farklı bir Türkiye'ye uyanılacaktı!



Bu tablolar iki şeyi gösterdi:

Birincisi AK Parti içinde, 17-24 Aralık olaylarında "Paralel Yapının komplosu" olma dışında bazı gerçeklerin bulunduğuna inanan bir akımın varlığı ortaya çıkmıştır. Bu akımın sayısal gücünün bugün ne kadar etkili olabileceği ve seçim sonrasında ne halde bulunacağını tahmin etmek zordur!

İkincisi, dört bakan ve çevresi, ilerde bugünkünden daha çok güçlükle karşılaşacaktır!