Aldatmanın amacı ne?

İlk gerçek, son üç yıldan beri, demokrasi adına bir tek adım bile atılmamış olmasıdır! Meselenin özü budur!

Sayın Erdoğan, madalya töreninde terör – demokrasi – siyasal partiler ilişkisini ele aldı ve iki görüşünü açıkladı:

1-      “Terör örgütleri ülkemiz için tehdit olmaktan çıkarılana kadar, silahların susması değil, silahlar bırakılıp gömülünceye kadar, üzerine beton dökülene kadar, sınırlarımız içinde tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemize devam edeceğiz.”

2-      “Terörle mücadele, demokrasi ve hukukun en başta gelen şartıdır. Çünkü terörün olduğu yerde bu kavramların esamesi okunmaz.”

Bu cümlelerdeki “Terör” kelimesinin, sözlülüklerdeki anlamıyla, Terörle Mücadele Kanunu (TMK)‘ndaki anlamı arasında çok büyük farklar vardır. Ülkemizdeki sıkıntının kaynağı bu farklı anlamla ilgilidir.

Savcılar ve yargıçlar doğal olarak TMK’ndaki “terör”, “terör örgütü”, “terör örgütü üyeliği”, “terör suçu”, “teröre yardım” tanımlarına göre işlem yapmaktadır.

Bu tanımları okuyan sade yurttaşlar, “ben de galiba bilmeden terörist olmuşum”, “terör örgütüne bilmeden yardım etmişim” diyebilirler; zaten bilinmez, hepimiz birilerine göre öyleyizdir.

Bir savcınun TMK’nın hüküm ve tanımlarına uygun davranma, belki de görev anlayışıyla, yüzlerce belediye başkan ve meclis üyesi ile parti il ve ilçe başkan ve yönetim kurulu üyesi hakkında“terör örgütü üyesi olmak” ve “terör üyelerimne yardım ve yataklık etmekle” suçlayarak toplu soruşturma başlatması, bir sabah bunların toplayabildiğini gözaltına alması, tutuklanmak üzere adalet sarayı önünde ellerini kelepçeleyerek sıralaması, toplu fotoğraf çekilmesine izin verilmesi, mahkemeye sevk etmesi, mahkemenin özel yargılama hükümleriyle pek çoğunu tutuklaması, bunların yıllarca yargıç önüne çıkarılmadan cezaevinde tutulmaları görülmemiş şey değildir.

Bu garip durumdan ülkemizi çıkarmalı; hemen, ama hemen TMK gözden geçirilmeli ve bütün tanımlar sadeleştirilmelidir.

“Terörün tehdit olmaktan çıkarılması”, Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, söz konusu değildir. Türkiye ve bütün demokrasiler “terör tehditi” altında yaşamaktadırlar ve yaşayacaklardır.

Okulların olmadığı bir memlekette herkes eğitim bakanlığı yapar; mesele terörün kamu düzeninin bütününü etkilemesi, her yeri ve kişiyi tehdit etmemesi, toplumun bütününü huzursuz kılmamasıdır.

Terörün kamu düzeninin bütününü sarsmaması için o ülkede, gerçekten demokrasi olmalıdır.

Gerçek demokrasi yoksa, etnik yapı farklılıkları terör örgütü yaratır ve bunlar insan haklarını istismar ederek yaşama gücü bulurlar.

Bu nedenle Sayın Erdoğan’ın Salı günkü konuşmasında, silahların gömülmesinden önce, “Terör örgütlerinin kamu düzenimizi tehdit etme cesaretini kırana kadar, demokratik hukuk devleti reformlarını genişletecek ve derinleştireceğiz” demesi gerekirdi. O ise, tam tersini, “silahlar gömülünceye kadar” bugünkü huzursuz kamu düzeni ve toplumsal hayatın, kimin ne yaptığının belli olmadığı bir siyasal rejimin, devam edeceğini söylemektedir.

Üç yıldır silahlar gömülü müydü? Hayır!

Çatışmasızlık üç yıldır, hemen hemen hiçbir şey yapılmadığı halde, demokratik reform umudu verildiği için, sürmedi mi?

Sayın Erdoğan aynı konuşmasında, “Geçtiğimiz bir ayda yaşananlar, bu ülkede kimlerin demokrasiden özgürlükten yana olduğunu kimlerin de bu kavramları istismar ettiğini bir kez daha gösterdi” demektedir.

Düşünelim birlikte, demokrasi ve özgürlük adına son bir ayda ne yapıldı da, kimin demokrasi yanında kimin istismarcı olduğu nasıl görüldü?

Son bir ayı bırakalım, son bir yılda; son üç yılda ne yapıldı da, kimin demokrasiden veya istismardan yana olduğu görüldü? Sayın Erdoğan bildiklerini daha açık söylemelidir?

Sayın Erdoğan’ın ikinci iddiası da, “Terörle mücadele, demokrasi ve hukukun en başta gelen şartıdır. Çünkü terörün olduğu yerde bu kavramların esamesinin” okunmamasıdır.

Tam tersi doğrudur, demokrasinin olmadığı yerde, zaten devlet terör gücüyle iktidardadır; orada devlet zorbalıkla iktidara el koymuştur, iktidarını zorbalıkla korumaktadır; adı da devlet terörüdür!.

 Demokrasi ve hukukun ön şartı, terörle mücadele değildir; hukuk devleti terörle mücadeleyi başarılı kılar o kadar; terörle mücadele sürdüreceğiz diye demokratik hukuk devletine ara verilecek; sonra başımızdakiler isterlerse tehdit bitti diye demokrasiye mi geçeceğiz? Öyle şey olur mu? Öyle bir örnek mi var?

Huzursuzluk doğmuş ve sürüyorsa Hükümet niye var?

İlk gerçek, son üç yıldan beri, demokrasi ve hukuk devleti adına bir tek adım bile atılmamış olmasıdır! Meselenin özü budur!

Bunun dışındakiler, amaç gizlemek için söylenenlerdir!