Alevi toplantısının hatırlattıkları...

Doğru yol, demokrasiye dönmektir, kuyudan çıkma çaresi arandığı içtenlikle belli edilmelidir.

Başbakan Ahmet Davutoğlu dün (Cumartesi günü) Çankaya Köşkü'nde, kahvaltıda Alevi kanaat önderleriyle bir araya geldi.

Kahvaltının basına kapalı bölümünde, Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Dinçer Türkmen, Aleviliğe yönelik övgüleri nedeniyle teşekkür ettiği Davutoğlu’na,“Çok mutlu olduk, ama bu kadar övgüyle bahsettiğiniz Alevilerin talep ve istekleri neden karşılanmıyor” sorusunu Davutoğlu “hiçbirşey hemen olmuyor” diye cevaplamıştır.

Haberin devamında, sayın Davutoğlu’nun şu görüşlerini dile getirdiği yazılıdır: :

“Tabanımızın Alevi’lerin isteklerini yerine getirmemize bir tepkisinin olmasını beklemiyoruz. Meclis açık olsaydı hemen bu konuları ele alabilirdik. Hakların AİHM nedeniyle veriliyor denmesini zillet kabul ederim. Normalde seçimden sonra bu iş olacaktı ama olmadı, halk yetki vermedi, tek başımıza iktidara gelemedik. İktidara geldiğimiz takdirde üzerinde duracağım en önemli konulardan biri bu olacak, bu hakları vermek için azami gayret içinde olacağız.“ (23.08; Hürriyet)

Haber okunduğunda, Ak Partili hükümet başkanının ilk kez Alevi sorunlarıyla karşılaştığını veya konuşan Başbakan’ın Ak Parti dışında bir siyaset adamı olduğunu sanırsınız. Oysa, Sayın Davutoğlu, onüç yıldır iktidarda bulunan bir partinin mensubudur.

Bu haber bana, Erdoğan’ın altı yıldır yaptıklarını ve Davutoğlu’nun niçin hala karşısındakileri kandırmaya, çalıştığını düşündürdü.

Ona partisinin Alevi Açılımı çalışmalarını ve eski genel başkanının bu çalışmalar hakkında sözlerini  hatırlatıp, son aylarda yaşadığımız dramı özetleyeceğim.

“Ak Parti’nin ilk Alevi Çalıştayı altı yıl önce toplanmıştı. Alevi Çalıştaylarının ilki Haziran 2009’da, 7’inci ve sonuncusu da 28 Ocak 2010’da Devlet Bakanı Faruk Çelik Başkanlığında gerçekleşmişti. Görüşmeler ve sonuçlarının toplandığı, “Alevi Çalıştayları Nihai Rapor” başlıklı kitap da aynı yıl yayımlandı.”

Raporun başında Başbakan Erdoğan’ın yazısı bulunmaktadır. Bu umut ve inanç dolu yazıdan bir iki cümleyi de Sayın Davutoğlu’na ve okuyuculara duyurmalıyım:

“Ne yazık ki ülkemizde geçmiş dönemlerde yaşanan sosyal travmalar neticesinde belli kesimler ihmale uğramış, horlanmış, ötelenmiş ve mağduriyet yaşamıştır.

“Demokratik Açılım süreci, bu ülkenin bin yıldır süregelen kardeşliğini pekiştirme, demokratik hak ve özgürlükleri en ideal seviyeye yükseltebilme hedefini taşıyor.

“Alevi vatandaşlarımızla da görüştük, sorunlarını ilk elden, doğrudan, sorunun taraflarından dinleme fırsatını bulduk. Böylece tarihimizde ilk kez Alevi vatandaşlarımız devlet tarafından bu boyutta ve bu samimiyet derecesiyle muhatap alındılar.

“Hükümet olarak Alevi Açılımı süreciyle, …  en geniş istişareyle oluşan önerileri belli bir takvim çerçevesinde hayata geçirmenin gayreti içinde olacağımızı ilan etmiş bulunuyoruz.

“Alevi vatandaşlarımızın sorunları ilk kez bu kapsamda dikkate alınmıştır; hiç şüphesiz çözümler de bu aşamadan sonra kademe kademe gündeme gelecektir.”

Bu cümleleri söyleyen ülkenin Başbakanı veya cumhurbaşkanı ise, geçen beş yılda, ne yapıldığını O’na sormak hakkımız olmaz mı?

Sade Alevi konusunda mı? Kürt sorununda ne yapıldığını sormalı değil miyiz?

Gerçekte, Sayın Davutoğlu bu sözleri hatırlasaydı, Alevi liderleriyle kahvaltılı bir toplantı düzenlemezdi sanırım.

Alevi sorunları dışında, Başbakan Erdoğan’ın Nihai Rapor’un başına yazdığı, “demokratik hak ve özgürlükleri en ideal seviyeye yükseltebilme hedefi ne oldu acaba?” diye sorma ihtiyacında olduğumuz, daha başka konular da vardır:

İfade ve örgütlenme özgürlüğü, toplanma özgürlüğü,  basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, yönetime katılma hakkı, …  gibi  evrensel haklarda, ideal seviyeye yükselme yolunda bir adım , atıldı mı?  

Atılamaz mıydı? Niçin bir adım atılmadı? 

Kim istemedi? Kim önledi?

Bu soruların cevaplarını halk artık bugün biliyor!

Kimse kimseyi aldatmaya çalışmasın, 2010 seçimlerinde başlayan bir karar uygulanmakta; Türkiye siyasal hayatı adım adım demokrasi dışı bir rejime taşınmaktadır.

2014 başında, tek adam yönetimi kurulmak istendiği apaçık ortaya çıkmıştı.  

2015 başından beri, sayın Erdoğan’ın ne yapmak istediğini halk görmüş, çabasının yönünü anlamıştı!

Doğru yol demokrasiye, hiç değilse 2010 öncelerine dönmektir.

Hizmetleri unutmayan bu halk, tek adamlığa geçiş izni vermez.