Anayasa'da yükseköğretim

Irak sorunu içinde siyaset adamlarımızın 'dağıttıkları' salı günü, sayın Mumcu, 'yükseköğretim kanunu tasarısı taslağı'nı açıkladı.

Irak sorunu içinde siyaset adamlarımızın 'dağıttıkları' salı günü, sayın Mumcu, 'yükseköğretim kanunu tasarısı taslağı'nı açıkladı. Bu taslağa bağlı olarak, Anayasa'da değişiklik de önerilmektedir.
Arkadaşımız Hilal Köylü'nün eline sağlık, hazırladığı özet dünkü Radikal'de yayımlandı.
Sayın Bakan geçen yılın son günü yükseköğretim reform çalışmalarına başladığını açıkladıktan sonra iki yazımda günümüz ve geleceğimizi etkileyecek bu konuya değinmiştim (2 Ocak ve 6 Şubat tarihli Radikal).
Taslak üzerine görüşlerimi üç-dört yazıda özetlemeye çalışacağım. Taslaktan önce Anayasa değişiklik önerisi üzerinde durmak istiyorum: Anayasa'da, konuların ayrıntılarına girmek ve devletin elini kolunu bağlamak alışkanlığı, yükseköğretim alanında da sürüyor. Aslında değişim sürecindeki bir ülkede, yeni kurullar oluşturulması ve bunların ilişkilerine kadar varan kuralların Anayasa'ya konulması, toplumun dinamizmini ve gelişmesini zorlaştırır. 1961'den beri, özellikle değişikliklerde, ayrıntıları Anayasa'ya taşıdık.
Bizim ihtiyacımız kısa ve özlü anayasadır. Yeni hükümetin programı da bu anlayışın uygulanacağı umudunu vermişti. Geçen aralık ayında yapılan değişiklik, her şeyi Anayasa'ya yazma anlayışının terk edildiğini göstermedi.
Şimdi getirilen öneride, mevcut 130 ve 131'inci maddeler daha da ayrıntılı biçime sokulmaktadır. Oysa, bu iki madde sadeleştirilmeli, amaç ve temel ilkelerin yazılmasıyla yetinilmeliydi.
Yükseköğretim kurumlarının kanunla kurulması anlayışı bu öneride de korunmuştur. Niçin kanunla?
Özel kişiler serbestçe yükseköğretim kurumu kurabilseler hangi sakıncalar çıkar? Bu noktaya geldiğimizde, akıllara hemen özel kurumların denetimi geliyor. Denetim amacıyla, vakıf üniversitelerinde yapıldığı gibi, yönetimi tek biçime indirip, her işi merkezi bir devlet organının kararına bağladık.
Bu yaklaşım, birey ve kurumların 'Neleri yapamayacağının' yasayla düzenlenmesi yerine, 'neleri yapabileceği' anlayışının eseridir. 'Birey devlete karşıdır(!), yurttaşın neler yapabileceği yasalara yazılmalı, yasalarda olmayanların yapılması halinde birey cezalandırılmalıdır'
diye düşünülmektedir.
Yükseköğretim kurumlarını kanunla kurmak ve yönetimlerini merkezi bir idareye bağlamak anlayışı, birey-devlet ilişkisindeki mevcut eski yaklaşımın, bugünkü yönetimde de üst düzeyde devam ettiğini göstermektedir.
Yasalarda eğitim ve öğretimin asgari değerlerini belirtmeli, bu normların uygulanması gözlenmeli, verilen diplomanın geçerliliği, kişilere kazandıracağı yetki ve vereceği sorumluluk denetlenmelidir.
Anayasa değişiklik önerisinde taassupla, 'özerklik' üzerinde durulmaktadır. 'Hangi kurumda', 'kim için', 'kime karşı' özerklikten bahsediyoruz?
Vergi toplama hakkı ile para kullanma kararı birbirinden ayrılamaz. Bizde vergi toplama hakkı hükümete, bütçe hakkı kısmen Meclis'e kısmen hükümete aittir. Üniversite bütçelerini Meclis yapacaksa hiçbir zaman gerçek özerklik olmaz. Gerçek özerklik nasıl olur, bir model söyleyeyim:
Öğrencilere merkezi ve yerel yönetimler para verirler. O öğrenci beğendiği yükseköğretim kurumuna gider, o kurumun koşulları içinde kaydolur, parasını da öder. Kurumun bütçesini kurum yönetimi yapar, iflas edebilir, malına haciz konabilir, kâr edebilir, yatırım yapabilir... Budur özerklik! Parasına Meclis Bütçe Komisyonu'nun karar verdiği üniversiteye 'özerk' demek, halkı ya da öğretim kurumunu aldatmaktır.
Anayasa değişiklik önerisi, 'reform' değil, olsa olsa 'değişiklik' öngörmektedir. Devam edeceğiz.