Araştırma Komisyonu

Yanlış bir yöntem izleyen Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, kişiler, olaylar ve dosyalar arasında boğuldu gitti.

Bir aydır her gün gazetelerde, yolsuzluklar için kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporundan alıntılar okuyoruz. Daha önce de, 'bilgisine başvurulan' kişilerin sözleri haftalarca haber olmuştu.
Komisyonun görev anlayışının, basınla ilişkilerinin, bilgi edinme ve rapor hazırlama yönteminin tutar yanı olmadığı bu haberlerden anlaşıldı.
İlk itirazım, 'araştırma' ile 'soruşturma'nın birbirine karıştırılmış olmasınadır. Komisyon, Meclis'in verdiği görevi yanlış tanımlayarak, Meclis soruşturma komisyonlarının yetki ve yöntemlerini kullanmış, bilgi almayı 'sorgulamaya' çevirmiş, kişilere ve olaylara dönük inceleme yapmıştır.
Bu komisyonun Meclis tutanağında yazılı amacı şudur: "Yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi." Bu tanım, kişilerin eylem ve işleminin incelenmesini kapsamadığı gibi, 'görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan başbakan ve bakanlar hakkında' herhangi bir işlem yapılmasına izin vermemektedir. Kaldı ki, Anayasa'ya göre Meclis araştırması, 'belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden' ibarettir.
Takıldığım diğer husus, komisyonun özel kişilerden de bilgi almasıdır.
İçtüzüğe göre, Meclis araştırma komisyonları, kamu kurumlarından ve ilgililerinden bilgi alabilir. Oysa Komisyon, 'ilgililer' kelimesinin anlamını genişletmiş, 'görevlerinden ayrılmış başbakan ve bakanları' da 'ilgili' saymıştır. Oysa, 'bilgi alma yetkisi', eski bakanları kapsamaz, 'kapsar' sayılsa da komisyonda ya da yazıyla soru sormak biçiminde anlaşılamaz. Eğer araştırma, sorgulamayı da kapsarsa, hukuk ve usul kuralları çiğnenmiş olur. Kişilere olay belirtilerek soru sormak, savunma hakkı vermeden suçlamaktır; hukuk devletinde buna kimsenin hakkı yoktur.
Bir diğer konu basın ilişkisidir: Birbirinden kopuk ve tam olmayan haberlerin yayımlanması sürüyor. Bu haberi verenin kim olduğu yazılmıyor, komisyonla ilgisi belirsiz. Üye mi, başkan mı? Yoksa memurlar mı? Böyle bir komisyonun, açıklama yapmayıp, kapı aralarında gazetecilerle konuşulsa işte böyle olur; kim ne kadarını duyarsa o kadar yazar, olaylar yalan yanlış kamuoyuna yansır... Söz konusu olan 'insan'dır; yargı sonuna kadar kimin kimi, bu derece açık suçlamaya hakkı vardır?
Komisyon raporu, ayrı bir dağınıklık görüntüsü verdi: Süre bitmeden, rapordan alıntılar başladı; sonra ekleri olmadan başkanlığa sunulduğu söylendi; raporun başkanlığa verildiği bildirildikten sonra, muhalefet şerhinin yazılmakta olduğu açıklandı. Dün de, gazetelerde, raporun Hazine işlemleriyle ilgili bölümünden parçalar yayımlandı: Hazinede kayıt dışı işlemler yapılmış, işlemlerde eksikler varmış, kurumların görev anlayış yanlışmış, (...) araştırma konusuyla ilgisiz her şey birbirinin içine katılarak sıralanıyordu!
Bu karışıklık, araştırmanın amacının ve kapsamının doğru anlaşılmamasının sonucudur. Komisyon kendisini 'yolsuzluğu' değil, 'yolsuzlukları' araştırma komisyonu kabul etmiş; bu yüzden olaylar, kişiler ve dosyalar arasında boğulup kalmıştır. Oysa ihtiyaç, yolsuzluğun 'sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının' ortaya konulmasıydı; olayı geçmişe dönük değil, geleceğe dönük çözümlemekti; kişiler ve olaylar komisyonun görevi dışında tutulmalıydı.
Sonuçta ne kazanıldı? Belki komisyon başkanının resmi açıklamasından öğreniriz!