Araştırma mı, soruşturma mı?

Seçimlerden sonra üzerinde çok çalışılan ve çok konuşulan bir konunun, yolsuzluklarla ilgili araştırma komisyon raporunun, bugün Meclis'te ele alınması bekleniyor.

Seçimlerden sonra üzerinde çok çalışılan ve çok konuşulan bir konunun, yolsuzluklarla ilgili araştırma komisyon raporunun, bugün Meclis'te ele alınması bekleniyor.
1200 sayfalık Araştırma Komisyonu Raporu, 'Sunuş' dışında beş kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, yolsuzluğun tanımı, nedenleri sonuçları ele alınmıştır. Raporun diğer kısımlarında, bankacılık, enerji,
ulaştırma, sosyal güvenlik.. alanlarındaki olaylar ele alınmıştır. Alt komisyonlar 'Yasalara aykırılık tespit edilen hususlarla ilgili olarak, özel raporlar hazırlamışlardır.'
"Bu özel raporlarda, yolsuzluk ve usulsüzlüğe konu olan eylem ve işlemler belgeleriyle ortaya konulmuş, yasalara aykırılıkları belirtilerek, ilgililerin sorumlulukları ifade edilmiş; suç oluşturduğu kanaatine varılan olaylar, ilgili mercilere idari ve adli soruşturma için iletilmiştir. Bunun yanı sıra, bazı konuların daha ayrıntılı biçimde incelenmesi için, Meclis Araştırması ve cezai sorumluluğu bulunduğu kanaatine varılan bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılması yönünde kanaat ifade edilmiştir."
Oysa komisyon 'Yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla' kurulmuştu. (Resmi Gazete, 9.01.2003)
Komisyon, bu görev tanımı dışına çıkıp, İçtüzük'teki 'Soruşturma Komisyonu' gibi davranmıştır. Gerçekten raporda, "Yapılan bu işlemler ve mevcut bilgiler kapsamında olaylar değerlendirildiğinde, ... eski Bakanı ... hakkında TCK'nın 205. maddesi, Anayasa'nın 100., İçtüzüğün 107. maddesi uyarınca Meclis soruşturması açılması kanaatine varılmıştır" benzeri iddialar çoktur.
Komisyonun 'araştırma'yı 'soruşturma'ya dönüştürmesi sonunda, haberlerde eski bakan adlarına öncelik verilmiş, gözler ele alınan olaylara, kişilerin ilişkilerine çevrilmiştir. Yolsuzluğun tanımı, türleri, ekonomik, idari ve sosyal nedenleri, yasalarımız ve idarenin yolsuzluklara etkisi, yolsuzlukla mücadele yolları, dünya uygulaması bir yana itilmiş, Rapor polis romanı gibi algılanmıştır.
Komisyon raporunun Meclis Genel Kurulu'nda da, görev tanımı içinde ele alınmayacağı, AKP ve CHP'nin, çok sayıda soruşturma önergesini imzaya açmalarından anlaşılıyor.
Araştırma önergesini hazırlayanlar ve kabulü için oy verenler, son yıllarda yolsuzluk söylentilerinin ne kadar gerçek olduğunu belirlemeyi mi amaçlamışlar, yoksa, ülkemizdeki yolsuzlukların tanım ve nedenleri üzerinde sağlam bir fikre sahip mi olmak istemişlerdi? Önergenin Meclis'te görüşülmesi sırasında (7 Ocak 2003), 'yolsuzluğun nedenleri ve önlenmesi' görüşüne ağırlık verilmişti. Konuşanlar önergeyi, 'yolsuzlukların cezalandırılması' için hazırlık anlayışıyla değerlendirmemişlerdi.
İktidarlarının ikinci ayı bitmek üzere olduğu o gün, Adalet Bakanı Çiçek'in söylediği şu cümle ilginçtir: "Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletiyse, kimden ne hesap soracaksa, bir mahalle kabadayısı üslubu içerisinde değil, hukuk devletine yakışan bir anlayış içerisinde yapacaktır."
Meclis'in 10 ayda geldiği yeri bugün göreceğiz.
Not: Yüksek Seçim Kurulu'nun, DEHAP'la ilgili 4 Ekim'de 'verdiği söylenen karar' henüz Resmi Gazete'de yayımlanmadı. Aradan bir ay geçti. Kararın bir ayda 'yazılmaması' kabul edilemez. Niçin yayımlanmadığı açıklanmadı. YSK'nın kararları Resmi Gazete'de yayımlanmadan yürürlüğe girmez. Meclis'in meşruiyetini ilgilendiren ve YSK'nın Anayasa anlayışını gösterecek olan, önemli bir karar, kapı aralığında, 'İtiraz reddedilmiştir'
diye sorumsuz bir açıklamayla nasıl yürürlüğe konulur?