Arınç'ın kaderi

Meclis Başkanı Bülent Arınç, yine gündemde. Herhalde farkındadır, partisi de dahil arkasında olan önemli bir çevre yok. Ankara Temsilcimiz Murat Yetkin dünkü 'AKP'de sistem tartışması mı, Arınç-Erdoğan rekabeti mi?'

Meclis Başkanı Bülent Arınç, yine gündemde. Herhalde farkındadır, partisi de dahil arkasında olan önemli bir çevre yok. Ankara Temsilcimiz Murat Yetkin dünkü 'AKP'de sistem tartışması mı, Arınç-Erdoğan rekabeti mi?' başlıklı yazısında, "... ülke gündemine bire bir yansıyan ve yıpratıcı bir iç rekabetin görüntüsü"ne değiniyordu. (Radikal, 4 Mayıs).
Arkadaşımız Yetkin'in işaret ettiği 'rekabet görüntüsü' yeni başlamış değildir. Refah Partisi milletvekilliğinden başlayarak Arınç hep 'güçlü' olduğu görüntüsünü korumaya çalışmıştır.
2003 başlarında AKP 'Tezkere' dağınıklığı içinde bocalarken dışişleri bakanı gibi konuşurken, ABD elçisinin davetini reddederken; o yılın 23 Nisanı'nda 'Resepsiyonda Türban' krizinde ileri geri konuşurken, YÖK tartışmaları sırasında, 'YÖK Başkanı gelsin Meclis'e anlatsın' ve 'Kemalizm bir tarafa, Atatürk bir tarafa' derken; Kıbrıs müzakereleri için hükümet dışarıda koşuşurken, 'sonunda Meclis'e gelecek' tahmininde bulunurken hep, 'Ben de varım' demek istiyordu. Özetle Arınç, son üç yıl içinde kamuoyuna, 'AKP'de güç sıralamasında önde olan Arınç, gelecekte
etkili yerlerin doğal adayıdır' mesajını vermeye çalışmış; birçok çıkışında, hükümetten bağımsız ve farklı düşündüğünü göstermeye özen göstermiştir.
Son günlerin kurguları arasında da yine o vardır: Erdoğan köşke çıkarsa, Arınç başbakan olabilir ya da Erdoğan başbakanlıkta kalırsa, Arınç pek ala cumhurbaşkanı seçilebilirdi!
Arınç, Erdoğan'la siyasal bir rekabet içindeyse, yarışı kaybedeceğini söylemek zor değildir. Bunun birçok siyasal nedeni gibi bir de tarihsel göstergesi vardır:
2002 seçimleri sonrasında, 19 Kasım'da yapılan Meclis Başkanlığı seçimleri, gerçekte Arınç'ın hareket alanını küçültmüştü. O günlerde Arınç, Meclis Başkanlığı'nı istiyor görünüyordu; ya da kendisine sunulan koltuğu kabul etti. Bu seçimle birlikte, Arınç'ta o tarihlerde görülen 'siyasal iktidar sahibi olma' potansiyeli, 'hayale' dönüşmüştü. Gerçekten, tarihimiz gösteriyor ki, meclis başkanları için iktidar sahibi olma hedefi, sadece bir hayaldir!
1950 yılından bugüne demokrasimizin 15 Meclis Başkanı vardır. Demokrat
Parti'nin dört kurucusundan biri olarak 10 yıl başkanlık yapan Refik Koraltan, siyasal güç beklemedi, belki bu duruş Meclis başkanlarının kaderini de belirledi.
O tarihten bugüne Meclis başkanları, değişik nedenlerle iktidar sahipliğine geçemediler ya da geçmek istemediler.
Koraltan'dan sonra Meclis Başkanı seçilenleri hatırlayalım: Fuat Sirmen,
Ferruh Bozbeyli, Sabit Osman Avcı, Kemal Güven, Cahit Karakaş, Necmettin
Karaduman, Yıldırım Akbulut, Kaya Erdem, Hüsamettin Cindoruk, İsmet Sezgin, Mustafa Kalemli, Hikmet Çetin, Ömer İzgi.
Yıldırım Akbulut dışındaki başkanlar, başkanlıktan sonra, ya politikayı bırakmışlar ya da siyasetin içinde milletvekili olarak kalmışlardır. 1987 seçiminden sonra başkan seçilen Akbulut, Turgut Özal Cumhurbaşkanı olunca, Başbakan olmuş (Kasım 1989), partisinin ilk kongresinde genel başkan seçilemeyerek hükümetten de düşmüştü.
Görülüyor ki, meclis başkanlarımızın kariyerlerinde başbakanlık ya da cumhurbaşkanlığı yoktur. Sayın Akbulut'un yaşadıklarına talip olduğunu sanmadığım Arınç, başkanların ortak kaderini değiştirebilir mi? Ben böyle bir ihtimal görmüyorum. O halde, en doğru yol Meclis başkanlığını tarafsızlık ve ağırbaşlılık içinde sürdürmesidir.