Atatürk dönemi benzetmesi!

Önerilerde, Meclis kurumu ve insan haklarının özünü değiştirecek kurallar ileri sürme eğilimi görülmektedir.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, dün İstanbul Marmara Üniversitesi Haydarpaşa yerleşkesinde verdiği konferans sonrasında habercilere, “Hem Atatürk hem İnönü hem Menderes’in hem yürütme hem yasama elindedir; tam bir  başkanlık sistemidir. Bugünkü Amerikan sisteminden daha güçlü başkandırlar” dedi.

Sayın Bozdağ, Selçuk Üniversitesi’nin bu yılki açılış konuşmasında da “Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni fiili bir başkan gibi yönetmiştir, İsmet İnönü de Menderes de fiili başkan gibi yönetmiştir” demişti. Bu sözlerden, Sayın Bozdağ’ın, Atatürk dönemi yönetiminin ‘başkanlık sistemi’ olarak kabul edilmesini istediğini anlıyorum.

Anayasayı konuştuğumuz günümüzde, Atatürk dönemi yönetim modeliyle ‘başkanlık sistemi’ arasında nasıl bir benzerlik kurulduğu belirsizdir; Atatürk döneminin hukuken mi fiilen mi yaratılacağı söylenmemektedir!

Sayın Bozdağ konuşmalarında hukuksal ayrıntıya girmemekte, hatta bir benzerlikten bile bahsetmemektedir.

Bozdağ’ın söyledikleri doğrudur, ortak bir ad verilmesi zorunluysa Atatürk, İnönü ve Menderes dönemleri bir çeşit ‘başkanlık’ yönetimidir. Ancak o dönem yönetiminin, anayasa tartışmaları içindeki Türkiye’ye örnek gösterilmesi doğru mudur?

Tarihte, insan haklarına saygılı olanlar gibi saygısız olan devletler de vardır. Günümüzde bile, dünya nüfusunun çoğunun demokrasi dışı yönetimler içinde yönetildiği söylenebilir! Mesele, nereden başlanıp nereye gelindiğidir!

Atatürk ve İnönü’nün, ‘başkanın istediği kadar insan haklarının sınırlandığı dönemin başkanı’ oldukları bilinmektedir.

Ancak bugün, o dönemin yönetim sistemini bir örnek diye konuşabilir miyiz? Araya hiçbir söz koymadan hemen yazayım; hayır, kesinlikle hayır; bugün ne Atatürk ne İnönü ve ne de Menderes dönemi yönetim modelini kabul edebiliriz.

Dönemlerinin yönetim biçimlerini istememek Atatürk, İnönü ve Menderes’i övmemize, onları benimsememize, onlara hayran olmamıza engel değildir.

Örneğin kendim için yazayım; çocukluk yıllarımda Atatürk, ömrümün ilk yarısında İnönü yaşıyordu. Bana göre onlar bizim Batı’ya yönelmemizi kurumlaştırmışlardı; koşullarını düşünerek, dün olduğu gibi bugün de onlara hayranlık duymaktayım. Yetişkinlik dönemimde İnönü partisinin üyesiydim, o günlerdeki üyeliğimden mutluyum; bugün de liderimin büyüklüğüyle övünüyorum!

Birbirinin devamı olan bu iki lider yönetiminde, ‘müntehib-i sani’lerin seçmen olduğu seçimden yargı yönetimindeki çokpartili seçimlere geçilebilmiştir. Şimdilerde çoğumuzun sevdiği ve övündüğü Menderes, İnönü’nün -nelere katlanarak- sistemini değiştirdiği seçimleri kazanarak başbakanlığa gelebilmiştir!

Bugünkü Türkiye’nin 1930’lar ve 1950’lerdeki yaşam, doğa, sağlık, ulaştırma koşullarından özeneceğimiz, mümkün olsa tekrarlayacağımız birçok değer vardır; ancak o günkü yönetimin hukuksal temeline özenmek, bir benzerlik kurmak asla doğru değildir!

Asıl merakım, Sayın Bozdağ’ın benzetmeyi nereye kadar götüreceğidir! İlk aşamada başkanlık sisteminin adıyla yetinilecek midir; yoksa Türk Harf­lerinin Kabulü ile Bazı Kis­velerin Giyilemiyeceğine Dair Kanun’a kadar gidilecek midir? Bilinmez, kadınların seçme ve seçilme hakkı olmasa da o dönem anayasa maddelerinden günümüze uygulanacak maddeler akla geliyordur!

Şaka bir yana, Sayın Bekir Bozdağ’ın Atatürk ve İnönü dönemi basın, haberleşme, yargılama, iletişim, yargılama hükümlerini isteyip istemediğini öğrenmeliyiz. Çünkü son önerilerde, halkın temsilcilerinin oluşturduğu kurulun, Meclis’in fiilen sarsılmış haklarının açıkça yok edilmesi ve temel insan haklarının özünü değiştirecek kurallar ileri sürme eğilimi görünmektedir. Asıl ve bence var olan tehlike bu eğilimden doğmaktadır, demokrasinin ve devlet kurumlarının temel ilkeleriyle oynanma tehlikesiyle karşı karşıyayız!

İktidar yeni anayasamızı, halkların kahramanlarına atfettiği tarihi hükümler ve genel benzetmeler yerine; güncel, bilimsel ve toplumsal verilerle tartışmalıdır!