Avrupa ile devam!

Yaşam düzeyimiz çağdaş değil. Temel zorlukların üzerine gitmek için AB en doğru ortam.

Bu yazı yayımlandığı sıralarda, Lüksemburg'daki gelişmelerin rengi görülmeye başlanmış olacak. Dün (pazar günü) öğleden sonra belli olan, akşam saat 20'de AB dışişleri bakanlarının toplanarak çerçeve belgesini konuşacaklarıydı.
Çerçeve belgesine, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin (KRC) tanınması anlamına gelecek veya üyelik amacını değiştirecek bir cümle eklenmezse, bu akşam görüşmeler başlayacak.
Ben bu yazımı, görüşmelerin başlayacağı inancıyla yazıyorum.
Kapıdan geri dönersek, Türkiye AB yolundaki zorlu yürüyüşünü yine sürdürecektir. İster AB ile üyelik görüşmeleri süresinde, ister görüşmeler ertelendiğinde karşılaşacağımız sıkıntılar birbirinden çok farklı değildir. Çünkü iki durumda da zorlukların asıl nedeni, bildiğimiz yapımızdır: Toplumsal niteliklerimiz ve değerlerimiz, yönetim sistemimiz ve ekonomik yapımız Batılılaşmamıza engel üretmektedir!
Engellerle karşılaştığımızda, hukuk devleti ve insan hakları alanındaki sorunları yönetim birimlerinin anlayışına, yasal eksiklere bağlar, çözüm ararız. Benzer bir arayışı, Başbakan dün Kızılcahamam toplantısında dile getirdi: "Halkı siyasetin aktörü haline getireceğiz". Sayın Erdoğan, toplumu yönetime katma amaçlarını anlatıyordu.
Gerçekten, halk yönetime katılmadığı, Başbakan'ın deyişiyle, halk siyasetin aktörü olmadığı için, insan haklarında ve yönetimin etkinliğinde sorunlarla iç içe yaşıyoruz.
Sadece yönetim sistemimiz değil, eğitim ve altyapıdaki eksiklerimiz, ekonomik gücümüz ve benzerleri, bir asırdır Batılılaşma hedefine yürümeyi zorlaştırdığı gibi, bugün de AB üyelik sürecinde karşılaştığımız sıkıntıların kaynağını oluşturmaktadır.
Görüşmeler başlasın başlamasın zorluklarımızla birlikte yaşayacağız. İkisi arasındaki fark, bunları bize söyleyen yerin değişmesidir. Sorunu, görüşmeler sırasında AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesinin veya bir dışişleri bakanının ağzından duyacağız; kendi başımıza gidersek, bir olay veya yayımlanacak bir rapor gözümüzün içine sokacak! Birincisinde duygusallaşıp kırılıyoruz; ikincisinde heyecanlanıp suçlu arıyoruz! İki farklı yerden duyduklarımız ve karşılaştığımız aynıdır; toplumsal kurumlarımız ve yaşam düzeyimiz çağdaş değildir!
Bu eksiklerimizle, AB'li siyaset adamlarının densizliğini birbirine karıştırmamalıyız. KRC'nin veya Ermeni soykırımının tanınmasını isteyenler, günümüzde Türkiye'de yaşayanların inançlarından habersiz olanlardır. Bunların olur olmaz ileri sürülmesinin zararı, gerçek sorunlarımızı dikkatimizden uzaklaştırmasıdır. Bir örneğini geçen hafta yaşadık, AP'nin (Avrupa Parlamentosu) son toplantısından sonra, Kıbrıs ve Ermeni konusu dışındakileri kimse görmedi, konuşmadı.
Görüşmelerin başarısı, onu olmayacak konulardan arındırmaya bağlıdır. Dün akşam Lüksemburg'da verilen kararlar, heyecan yaratan isteklerin ne kadar önemsenmesi gerektiğini de göstermiş olmalıdır.
Bu ülke halkının duymaya tahammül edemeyeceği konular ileri sürülerek, yapısal sorunlarımızın yarattığı uyumsuzluklar unutturulmamalıdır. Ermeni soykırımının 'tanınması' başka; tarımdaki verimsizliği yükseltmek için karşılaşacağımız büyük ve zor sorunlar başkadır.
AB ile görüşmelerin başlayıp başlamaması, tarımdaki, çevredeki, ulaştırmadaki, eğitimdeki sorunların zorluğunu değiştirmez; ne arttırır, ne de azaltır!
Zorluk değişmez ama, temel sorunlarımızın üzerine, zaman kaybetmeden gitmek için, AB'nin doğru ortam olduğu açıktır!