Babacan neyi, niçin kabul etti? 

Milletvekili adaylığını kabulü için, Sayın Babacan'a yakıştırabildiğim bir açıklama bulamadım!

Hürriyet yazarı Sefer Levent dünkü yazısında; Başbakan Davutoğlu’nun Cuma günü saat 14:30'da milletvekilliği adaylığına başvurmayan Ali Babacan’ı arayıp, “olası bir AK Parti iktidarında, ekonominin yönetiminde belirleyici rolünü sürdüreceği" yönünde çok kuvvetli mesajlar verdiğini, bunun üzerine Babacan’ın adaylığı kabul ettiğini yazdı.

Yazıda, Erdoğan ve yakın çevresinin Babacan’dan son yıllarda hoşnut olmadığı belirtiliyor ancak onun istikrar ve kalkınma için, insan hakları ve hukuk devletiyle ilgili reformların şart olduğu yönündeki konuşmalarından bahsedilmiyordu.  

Yazar yorumunun sonunda, “Babacan faktörünün Türk ekonomisi açısından gördüğü sigorta işlevini, sonunda Erdoğan da teslim etmiş olabilir mi?” diye merakını dile getirmişti. 

Oysa, Erdoğan iktidarı ile Sayın Babacan arasında olumlu sonuçlanan görüşmenin, özellikle basın çalışanlarını ve aydınlarımızı yakından ilgilendirdiğini sanıyorum.

Görüşmenin konusu sadece Babacan’ın “etkinlik derecesi” midir? Sonucu da, Babacan’ın milletvekilliğiyle sınırlı mıdır?

Sayın Babacan neyin olacağını varsaymış da, neyi kabul etmiştir? Kendisine ekonomide belirleyici rol verileceğini mi, yoksa 1 Kasım’dan sonra, tek adam yönetimine geçişin son bulup demokrasiye dönüleceğini mi? Yoksa başka bir şeye mi inanmıştır sayın babacan?

Önümüzdeki dönemi tanımlayacak olan bu hususlar üzerinde düşünmeliyiz her halde!

Önce Sayın Babacan’ın son üç yılda üzerinde durduğu hususun ne olduğunu, okuyucularıma hatırlatayım:

“AB sürecinde yaptığımız reformlar Türkiye'de tabloyu değiştirdi.

“Son derece temiz, kolay anlaşılan, açık, net ve sağlam bir anayasa.

“Birinci sınıf bir demokrasi olmayı hedeflemeliyiz, gerçek anlamda bir hukuk devleti olmayı hedeflemeliyiz ve bunlar ekonomik ilerlememizin olmazsa olmaz şartları.

“Gücünü demokrasiden alan bir istikrar önümüzdeki dönem için Türkiye için olmazsa olmaz.

“Türkiye’nin demokratikleşme çabalarının devamı, hukuk ve yargı alanındaki reformların devamı da ekonomimiz açısından son derece önemli konular.

“Mutlaka demokratik hak ve özgürlükler konusunda evrensel standartlar, uluslararası kriterler önemli.

“Hukukun olmadığı bir ülkede kalkınma olmaz.

“Türkiye birçok alanda ilerledi ama ilerlemediği hatta itibar kaybettiği bir alan var o da maalesef yargıdır.”

Bu cümleler, son üç yılda bir kez söylenmiş değildir; Ali Babacan’ın yüksek değeri olan görüşlerini ifade etmektedir. Sanıyorum Babacan, genç yaşında teknik başarılarını bilgi ve becerisiyle örerken, bu cümlelerin belirtlediği ilke ve değerleri de özümsemiştir.

Babacan’ın bu ilkelerden taviz vereceğini düşünemem ve bunlara karşı bir devlet yönetimine, daha başlangıçtan bilerek katılmasını kabul edemem.

Sayın Babacan’ın, başlangıcında katıldığı, devlet yönetiminde görevini belli bir aşamaya kadar sürdürmesi ile, 1 Kasım’dan sonra kurulması planlanan –milletin oyuyla kurulacağını asla beklemediğim- hukuk ve demokrasiye saygısız bir yönetime katılması çok farklı hususlardır.

On yılı geçti, izliyoruz; duyup okuduklarım, gördüklerim ve değerlendirmelerim bana, Sayın Babacan’ı böyle bir yönetime katılmaya, hiçbir ödün ve zorlamanın razı edemeyeceği sonucunu vermektedir. O ödün ve zorlama karşısında duracak yapıya sahip görünmüştür.

O halde?

Sadece, “ekonominin yönetiminde belirleyici rolünü sürdürmesi” vaadine, demokratik hukuk devleti olmadan istikrar ve kalkınmanın olamayacağını söyleyen bir kişinin inanabileceğini hiç sanmam; kendisiyle ilgili vaatler yerine, devletle ilgili bazı hususlarda bir şeyler beklediğini umarım. Tahmin edemediğim onlardır!   

Diğer bir ihtimal de, seçim sonrasında her şeyin demokratik hukuk devleti şartlarına dönüleceği yolundaki bir vaade inanmasıdır! Doğrusu bunu da olası göremiyorum; “çocuk mu kandırıyorsunuz?” diye cevapladığını umarım!

Özetle, milletvekili adaylığını kabulü için, Sayın Babacan’a yakıştırabildiğim bir açıklama bulamadım!

Okuyucularımın düşüncelerini öğrenmek istiyorum, yazarlarsa sevinirim.

Mamafih, siyasette gizli bir şey kalmaz; bir vadede öğrenilecektir.