Başbakan'a anlatabilsek! (2)

Kandırmacaya gerek yok, bizim başka bir halk ve devletle ufak tefek benzerliklerimizden bir sistem üretilemez!

Geçen pazar, başkanlık sistemine geçilirse Ankara’nın cehenneme döneceğini yazmıştım. Yerinden yönetim sistemi uygulanmadan başlamış başkanlığın yanlışlıklarını anlatmaya çalışıyorum. AK Parti’nin önerilerinin tamamını okuyunca, başkanlık sistemine geçiş düşüncesiyle 60 yılda kazandığımız özgürlüklerin silinmek istendiğini anladım!
2002’den bu yana altyapı yatırımlarıyla, sağlık ve sosyal güvenlik reformlarıyla, parasal kurumlarımızın yenilenmesi ve politikalarıyla AK Parti’nin başarılarını hiçbir kaygı duymadan yazdığımı okuyucularım bilirler. Yaşam kalitesinin yükseltilmesindeki bu çalışmaların demokrasimizin derinleşmesine de yardımcı olduğu ayrı bir gerçektir.
Kürt meselesinde beş yıldan beri atılan zor ama başarılı adımların, kim ne derse desin, siyasal irade ve kararlılık eseri olduğunu da sık sık yazıyorum.
Ne acıdır ki üç dönemden fazla seçilmeme kuralını değiştirmeyi kabul edemediği için Başbakan, önündeki tarihi fırsatları bir kenara itip halkı maceraya sürüklemektedir.
Burada bir parantez açarak, Sayın Erdoğan’a direnmeyen yakın çalışma yerlerindeki arkadaşlarını ve müşavirlerini ayıpladığımı yazmak istiyorum. Kişisel bir meselede yanlış karar veren liderlerine karşı çıkmayanlar, halka verilen zararda ve kaybedilen yıllarda Başbakan’a yakın payları olduğunu görerek üzülecekler ve kendilerini mazur gösterecek bir gerekçe bulamayacaklardır!
Asıl konumuza dönelim: Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na verilen AK Parti önerilerinde birçok sakıncalı madde bulunmaktadır. Bugün bunlardan dördüne değineceğim:
1- Demokrasilerde halka karşı sorumlu olan yürütme organı, halk adına karar veren bir merci önünde hesap vermeye çağrılabilmelidir. Oysa getirilen öneride ‘Başkan’ın denetlenmesi, sorgulanması ve yargılanması usul ve kuralları belirsizdir. Niçin belirsiz bırakıldığını bilmiyorum!
2- Demokrasilerde yürütme yetkisiyle yasama yetkisi bir organ veya bir kişide birleşemez. Oysa önerilerdeki başkan yasamaya ortaktır, ayrıca yürütme yetkisi de abartılmıştır. Hiçbir tanım yapılmadan, başkanın görevleri arasına ‘Başkanlık kararnamesi çıkarmak’ konulmuştur. Bunun anlamını anladınız mı? Türk halkı Mısır halkından daha az mı demokrasisine sahip değildir?
3- Demokrasilerde Meclisi fesih yetkisi, Meclis dahil hiçbir organa veya kişiye verilmemiştir. Oysa öneride başkana, Meclis’i fesih hakkı verilmiştir. Fesih kararının başkanı da kapsaması, feshin vahamet ve kabul edilmezliğinin gerekçesi değildir. Meclis’i feshedebilecek yürütme erkinin başındaki bir başkanı kim nasıl savunabiliyor, merak ediyorum.
4- Yerinden yönetim kurulmadan, “Yürütme Meclis’ten çıkar ve Meclis’te denetlenir” ilkesi bırakılamaz. Bugün ülkemizde yerinden yönetim yoktur, merkezin kurallarını ve emirlerini uygulayan ve bazen de bu uygulamadan da mahrum bırakılan belediyeler vardır. Öneri kabul edildiğinde, bürokrasinin merkez ve taşra örgütü ile belediyeler başkanın emrinde olacaktır. Devletimiz bu ağır bürokrasiyi yönetme tekniğine ve alışkanlığa sahip değildir. Kaldı ki böyle bir teknik de yoktur. Bugünkü karmaşa, başkana teslim edildiğinde artacak; başkanlığın uçsuz bucaksız bürolarında halk çırpınıp duracaktır.
Kimse Amerika’da şöyle, Japonya’da böyle demesin; kandırmacaya gerek yok, bizim başka bir halk ve devletle ufak tefek benzerliklerimizden bir sistem üretilemez; 60 yılımıza yazık etmeyelim! Önerimi tekrar edeyim:
İnsan haklarının yazıldığı, yerinden yönetimi kuran ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerini azaltan bir anayasa yapalım. AK Parti üç dönem kuralını kaldıramıyorsa; Sayın Erdoğan 2014’te Cumhurbaşkanlığı’na aday olsun, seçilirse ihtilaf çıkarmadan başbakanı etkileyerek cumhurbaşkanlığını sürdürsün; 2019’da veya ilk yapılacak ara seçimde milletvekilliğine aday olsun, kazanabilirse başbakanlığa devam etsin.
Konuyu sürdüreceğim, kime anlatabilirim acaba?