Başbakan'ın karar alma yöntemi

Milli Savunma Bakanı Hürriyet gazetesinden Nur Batur'la konuşurken söz, 1 Mart tezkeresinin Meclis'te kabul edilmeyişinden açıldığında, "Ama bunun için ne bakanlığımızın ne de hükümetin yapabileceği bir şey vardı" demiş.

Milli Savunma Bakanı Hürriyet gazetesinden Nur Batur'la konuşurken söz, 1 Mart tezkeresinin Meclis'te kabul edilmeyişinden açıldığında, "Ama bunun için ne bakanlığımızın ne de hükümetin yapabileceği bir şey vardı" demiş. (18 Mayıs, Hürriyet)
Sayın Vecdi Gönül, AKP Meclis Grubu'nda tezkerenin geçmesinin, avantajlarını anlattığını, 'mütereddit' göründüğü için parti meclis grubunun kararı alınmadan Meclis Genel Kurulu'na gidildiğini söylemiş. Aradan iki yıl geçtikten sonra bakanın anlattıkları bana, siyasal kurumlarımızdaki karar alma yöntemlerini düşündürdü:
Zamanın Milli Savunma Bakanı 'tezkerenin geçmesi gerektiğine' inanıyormuş. Başbakan'ın bakanıyla aynı görüşte olup olmadığında, bugün bile benim zihnimde, şüpheler vardır. Başbakan'ın o günlerde, tezkere konusunda görüşünün tam açıklıkla ortaya çıkmasını istemediğini sanıyorum. Gerçekten kararsız mıydı, reddini veya kabulünü mü istiyordu belirli değildir, ama zamanın karışık ortamında Başbakan'ın ne istediğinin ortaya çıkmasından çekindiği belliydi.
Benim üzerinde duracağım, bu belirsizlik değil, iktidar partisi kararının oluşma sürecidir. Gerçekte iktidar partisinin, doğru olmayan karar alma yöntemleri, diğer partilerde ve devletin birçok kurumlarında da aynen uygulanmaktadır. Çok partili siyasal hayata 60 yıl önce geçtiğimiz halde, demokratik karar alma mekanizmalarının ve alışkanlığının siyasal hayatımızda yerleşmediğini her adımda görüyoruz.
Örnek olarak aldığımız tezkere meselesine dönelim: Konunun asıl sahibi Başbakanlık ve ona bağlı olan Dışişleri Bakanlığı'dır. Sonuçta karar, siyasal bir partinin çoğunluk olduğu Meclis'te verilecektir. Çok merkezli görünse de, koordinasyon sorumluluğu iktidar partisi ve hükümetin başkanı olan Başbakan'dır.
Başbakan'ın zamanının ne kadar az olduğu bilinmektedir, ama pek çok merkezin görüşlerini tek bir politikada birleştirme görevi de onundur. Çoğu kez gereksiz görülen koordinasyon nasıl sağlanacaktır?
Karar oluşturmanın iki yolu vardır: Birincisi, son günlere kadar bekleyip arzuladığı yönde karar verilmesini o kurumun yöneticilerinden istemek; ikincisi de, değişik kurumların yetkililerinin görüşlerini dinleyip öğrenerek, bu düşünceleri bir noktada birleştirmek, ortak kararın çıkmasını sağlamak. Bu yöntem, çeşitli kişi ve kurumlar arasında uzlaşı arama değildir, doğru ve gerçek yolu bulma gereğidir.
Her önemli konuda başbakanın tercih ettiği birinci yoldur; doğru gördüğü kararın çıkmasını, o kurum ve organın yetkilisinden istemektedir. Başbakan'a bu yöntemi doğru görmeye iten, hatta zorlayan pek çok neden vardır: Zaman azlığı, gizlilik, kurumların iş ve yetki tanımlarındaki eksiklik, siyaset etme anlayışı ve diğerleri, Başbakan gibi bütün yöneticilerimizi, demokratik karar alma sürecinin dışına çekmektedir.
Başbakan'ın sabah kalkıp kimseye haber vermeden karar verdiğinin birçok örneğini gördük; son örnek de, bazı ülkelerde soykırım yapıldığı hakkında Meclis'te karar alınacağını partisinin grubunda ilan etmesidir. Meclis Başkanı'yla mı, Genelkurmay'la mı, MGK ile mi, Savunma ve Dışişleri bakanlıklarıyla mı, partisinin karar organıyla mı, grup başkanlarıyla mı, muhalefetle mi konuştu da kürsüden kendini ve halkını bağladı?
Onun değil, hepimizin ayağına dolaşacak bir karar!