Başbakan'ın 'siyaset tarzı'

Başbakan'ın, 2003 bütçe görüşmeleri sonunda Meclis'te yaptığı konuşma metnini ham tutanaktan okudum.

Başbakan'ın, 2003 bütçe görüşmeleri sonunda Meclis'te yaptığı konuşma metnini ham tutanaktan okudum.
Erdoğan'ın, 'CHP'li bütün kardeşlerimden, eğer gönüllerini bugün kırdıysam, burada özür diliyorum'la kapattığı polemiklerinden daha çok, AKP'nin misyonuyla ilgili sözleri ilgimi çekti.
Önce görüşünü özetleyen cümlelerinden alıntılar vereyim:
"3 Kasım seçimleriyle beraber, siyaset kurumunun itibarını kaybetmiş tüm aktörleri ve güven kaybına uğramış tüm siyaset tarzları tasfiye olmuştur.
Bu büyük değişimi, toplumun seçkinleri değil -buranın altını çiziyorum- sade vatandaşları gerçekleştirmiştir. Siyasi seçkinlerimiz, yıllardan
beri Türkiye'nin büyük bir değişim ihtiyacı içinde olduğunu hep söyleyegeldiler ama, hiçbir fiili durumu ortaya koyamadılar, sadece konuştular.
Kuşkusuz, demokratik rejimlerde toplumsal değişim talebini gerçekleştirme görevi, siyaset kurumuna aittir; fakat, değişimi gerçekleştirmede öncü olması gerek siyaset kurumu, bizzat, kendi içindeki değişimini gerçekleştiremiyordu; toplumun önünü açması gereken siyaset kurumu, değişimin önüne, en büyük engel olarak dikiliyordu.
Biz, siyasî duruşumuzu, toplumumuzun taleplerini siyasette temsil etmek üzere belirledik. Bu duruşumuz, siyaset kurumunu, iş takipçiliği, topluma ideoloji empoze etme, kendi yandaşlarını güçlendirme (...) gibi, gayri ahlaki ve antidemokratik ilişki ağından kurtarmak için, kararlı ve köklü bir adım atma anlamına gelmektedir."
Bu konuşmadaki iddialardan bazıları üzerinde durmak istiyorum:
1) Kasım seçimlerinde, itibarını ve güvenini kaybetmiş tüm siyaset tarzları
tasfiye olmuştur.
2) Bu değişimi seçkinlerimiz değil, sade vatandaşlarımız gerçekleştirmiştir.
3) Siyaset kurumu, değişimin önüne, en büyük engel olarak dikilmişti.
4) AKP, siyaset kurumunu, gayri ahlaki ve antidemokratik ilişki ağından kurtarmak için, kararlı ve köklü bir adımdır.
Gerçekten, kasım seçimlerinde halkımız, siyasette değişim gereğini gördüğünü belli etmiştir. Ancak seçmenler, güven kaybetmiş siyasal anlayışın 'tümünü' değil, 'bir kısmını' Meclis dışına çıkarabilmiştir. Bizzat AKP ve CHP'de itibar kaybetmiş 'siyaset tarzına' bağlı kurumlarımızdır.
Katılım, parti içi demokrasi ve politika belirlenme yöntemleri bakımından, önceki Meclis'te bulunan partilerle, şimdikiler arasında fark yoktur. Hatta bugünkülerin eskilerden daha kapalı partiler olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bugün de; siyaset kurumlarımızın tümü, Erdoğan'ın söylediği gibi, değişimin önünde, 'en büyük engel' olmaya devam etmektedir.
AKP'nin, 'Siyaset kurumunu gayri ahlaki ve demokrasi karşıtı ilişki ağının etkisinden kurtarma' tarafında durduğu iddiasını kabul etmek çok zordur.
Dört aydır AKP'nin başarılı olduğu tek alan, partizanlıktır. Geçen hafta, kamu bankaları yönetim kurullarının tamamının değiştirilmesi, iktidar partisi liderinin, en sıkışık durumlarda bile, 'yandaşlarını güçlendirme hedefini' aklından çıkarmadığını göstermektedir. 4 aydır Resmi Gazete'de yayımlanan yüzlerce atama kararı, Erdoğan'ın 'kayırmacılık' politikasının kanıtıdır.
Başbakan'ın bütçe konuşmasının bütünü, sadece seçim değerlendirmesiyle değil, ekonomi ve dış politika yorumlarıyla da, ülkemizdeki siyaset anlayışının değişmesi gereken 'tarzını' sergilemiştir.