Başkanlığın tamamını kim konuşacak?

Yerinden yönetim ve parti içi demokrasi kurulmadan başkanlığa geçilirse, devlet yolsuzluğa itilmiş olur.

Başkanlık tartışmaları yine sıklaştı. Son zamandakiler kişisel ama, işin bu tarafını görmeden yazayım bugün de.

Radikal'de yazmaya başlayalı yirmi yıla yaklaştı, 1997'nin Mart ayında "... Her yerimiz" başlıklı bir yazımı; sık karşılaştığımız haberlerden birinin yayınlanması üzerine, "başkanlık sistemine geçelim" gibi öneriler geldiğine işaret etmiş ve şunları yazmışım: 

(Orta öğretim, nüfusun büyük kentlerde toplanması, tarım topraklarının  küçülmemesi yüksek öğretim ve tarımda verimin arttırılması, yargı reformu, cezaevlerinin durumu, ihracatın arttırılması gibi) ... görünen sorunlarımızdan birini on yılda çözmeye karar verdiğimizi kabul edelim. ... Haber olan sorun için, benim hesaplarıma göre, yılda yaklaşık 600 milyon dolar  (70 trilyon lira) ayırmalı ve bu yatırımı 10 yıl sürdürmeliyiz. Yatırımın planlanması, personelin eğitilmesi, bakanlıktan başlayarak yönetim sisteminin değiştirilmesi  genel idarenin bir çok alanını ilgilendiren büyük bir projedir.

Bu ülkemizde ele alacağımız yüzlerce projeden  sadece biridir. Haberden sonra, çevremizde benzer dertlerimize dertlerimize çare bulanlar hazır:  "Başkanlık sistemine geçelim veya Cumhurbaşkanı’na Meclis’i fesih yetkisi verelim". İşin aslını, asıl işin bütününü ayrıntılarıyla konuşmak güç geliyor. Kahve sohbetini bırakıp, bütünlüğü olan projelerimizi konuşsak diyorum."

Sonraki yıllarda, özellikle 2011'den sonra başkanlık sistemi hakkında çokça yazdığımı okuyucularım hatırlayacaktır.

Geçen ay yayımlandı; özetle şunları yazmıştım:

"Merkezi idare organizasyonu, her hizmet alanında bütün ülkeyi kapsamış, her görevliyi ve her görevi merkezi idarenin başındaki kişiyle bir biçimde ilişkilendirmiştir.

Ülkemizdeki yerel yönetimler, belediyeler ve il özel idareleri, 1930'dan beri merkezi idarenin vesayetindedir; bağlılığın derecesi de hep ağırlaşmış, hele 2011 seçiminden sonra çıkarılan kanunlarla tam bağımlı hale gelmiştir.

Başkanlık sistemine geçerken, bu ağır merkezi idare bütünüyle yürütmeden sorumlu başkana mı devredilecektir? Yoksa eski ve yeni bütün medeni ülkelerde görüldüğü gibi, insanların birlikte yaşamalarıyla ilgili sorunları yerleşim yerlerinde oturanların seçtikleri kurumlara (belediyelere, muhtarlıklara) mı  bırakılacaktır?

Bir başka konu, devletin bütçesini hangi organın yapacağı ve harcamaların bütçe kanununa uygunluğunu hangi organın denetleyeceğidir."

"Partili başkan" fikri ortada dolaşmaktadır. Partili başkan, meclis çoğunluğuna sahip başkan anlamına gelir ülkemizde. Parti içi demokrasi olmadığından, partili milletvekili  adaylarını parti genel başkanı belirlemektedir. Partili başkan, partiye hakim başkana dönüşür. Bu durumda meclis, kanunlar hep başkana bağlı hale gelir.

Eğer  başkanlık sistemine geçiş düşünülüyorsa yerinden yönetimin, bütçe hazırlamanın, bütçe denetlemenin başkandan bağımsızlığının korunması birlikte düşünülmelidir.    

Yerinden yönetim sistemi kurulmadan ve parti içi demokrasi kapıları açılmadan başkanlık sistemine geçilirse, devlet örgütü tamamen kanun dışına itilir; yolsuzluk ve sorumsuzluk düzenine geçilmiş olur.

Bunları yazıyorum fakat ekranlara çıkıp başkanlığı tartışanlar bir gün de başkanlıkla birlikte, "bütçe, yerel yönetimler ve siyasi partiler hukukunun" ne olacağını anlatmıyorlar.

Örnek vereyim: "Parti içi demokrasi olmasa da olur" diyen de yok, "lider sultasını yıkmak için şunları getireceğiz" diyen de! Mesele temelden alınıp, bugüne nasıl gelindiği söylenmeden yarım cümlelerle konuşuluyor.

Bakınız Sayın Erdoğan, 10 yıldır başkanlık sistemi istediğini ciddi olarak dile getiriyor. Bir gün duydunuz mu; "benim istediğim sistemde bütçeyi ben hazırlayacağım, gerçekten halkın seçtiği meclis kabul veya reddedecek" veya tersini dediğini?

Ülkemizdeki, 2011'den sonraki seçimlerin demokratikliği tartışmalıdır; hangi alanda "eşitlik" ilkesi uygulanmakta olduğuna bakalım sonra konuşalım!

"Milletvekili adaylarını parti üyeleri seçecek" veya "parti liderleri  seçecek" denmiyor; sadece "bakanlar yasama organı dışından seçileceği için, yasama yürütmeden bağımsız olacak" deniliyor!   

Sayın Erdoğan bir adım daha gidiyor; "partili cumhurbaşkanı" istiyor; yani tek kanatlı veya çift kanatlı parlamento üyelerini de kendisi belirlemek istiyor!

Burada yazdığım bir iki husus gerçekten evrensel standartlarda olsa neler olur bir düşünün lütfen.

Bakalım ne zaman anayasayı samimiyet ve açıklıkla konuşacağız?