Başkanlık tartışmasına evden, sokaktan, köyden başlayalım

Bir ülkenin yeni sistemi, liderlerin seçildikleri yerlerdeki yetkileri, bugünkü siyasal güçleri hesaba katılarak tartışılamaz.

Başbakanlık Başdanışmanı Etyen Mahçupyan Akşam gazetesinde "Başkanlık tartışması" başlığıyla üç yazı yayımladı. (19, 22, 25 Şubat, Akşam)

Özetlemeye çalışayım:

Sayın Mahçupyan, devam etme ihtimali artık bulunmayan sistemin halen var olan bürokratik mekanizma üzerinden gerçekleştirilemeyeceğini ve bunun "yeni anayasa demek" olduğunu haklı olarak vurguluyor.  

Bu bağlamda kritik adım yeni siyasi sistemin tümüyle ‘bağımsız’, yani eskinin ideolojik çerçevesinden kurtulmuş bir anayasaya dayandırılması olacağını belirttikten sonra, yeni anayasanın bugünün özgür iradesine dayanan bir toplumsal meşruiyet üzerinde yükselmesinin işin esası olduğunu söylüyor ve vardığı sonucu açıklıyor:

"Farklılıkların özgürlüğünü ve toplumsal iradeye katılımını azami düzeye çekebilecek hukuki meşruiyetin üretilmesi, ancak söz konusu toplumsal meşruiyete dayanıldığı takdirde geçerli olabilir. AKP buna talip… Yeni siyasi sistemi de bu nedenle istiyor." 

Etyen Bey, vesayet sistemini ortadan kaldıracak Anayasanın "icrai yetkileri bugüne göre daha fazla olan ve sorumluluk taşıyan bir cumhurbaşkanını da" içermesinin işin gereği olduğunu da açıkça belirtiyor.

Yazının sonundaki, hukuki meşruiyetin üretilmesinin "ancak toplumsal meşruiyete dayanması" koşulunun tehlikesini okuyucularımın dikkatine bırakarak, yazıda gördüğüm bir başka konuya geçmek istiyorum.

Sayın Mahçupyan yazısının bir yerinde de, "bu sürede toplum olarak yeniyi yeterince tartışma fırsatı bulacağız" diye yazdığı halde, varılacak sonucu da açıklamaktadır:  

 "Demek ki önümüzdeki dönemde Türkiye parlamenter sistemden uzaklaşarak başkanlık sistemine yanaşacak"! Yani benim anladığım, yeni anayasanın temel çerçevesi bellidir! "Halk kendi cumhurbaşkanını bir kez seçtikten, bu hakkı kullandıktan sonra, o hakkın yeniden Meclis’e verilmesi gerçekçi olmadığı gibi demokratik açıdan sorunlu da."

Bir başka yerde yazar bu fikrini daha da güçlendirmektedir: "Bu düzenleme (yeni anayasa TE) icrai yetkileri bugüne göre daha fazla olan ve sorumluluk taşıyan bir cumhurbaşkanını da içerecek"!

Bu görüş Etyen Bey'e mahsus değildir, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık çevreleri, bazen mahçup, bazen açıkça; yeni anayasanın Sayın Erdoğan'ın yürütme yetkisi ve devlet sorumluluğunu birlikte taşıyacağı esasına göre yazılmasını doğal bir sonuç olarak gördüklerini saklamamaktadırlar!

Bu görüşler doğruysa, neyi niçin tartışıyoruz? Bu esas varsa, halkın tartışacağı bir konu kalmış mıdır? Neyse!

Eğer geçen haftaki Saray yemeğindeki konuşmaları "yeniyi tartışma fırsatı" sayarsanız, sonuç bellidir; ”Başkanlık sisteminde daha hızlı karar verileceği için çözüm süreci gibi süreçler daha iyi yönetilir” der geçersiniz.

Ya da, incelenmesi doğru bulunan örnekler arasında Meksika Başkanlık sisteminin de sayılmasını görerek ne diyeceğinizi şaşırırsınız.

Ancak Sayın Mahçupyan'ın görüşlerini değerlendirdiğimiz bu yazıya O'nun ciddiyetiyle devam etmeliyiz.

O halde Etyen Beye sormak isterim; merkezi idarenin 1924 veya 1983 Anayasalarındakine benzer ibarelerle tanımlandığı demokratik bir ülke var mıdır? Veya böyle tanımlanan bir memleket demokrasiye geçebilmiş midir? Veya, yerel yönetim sisteminin bulunmadığı bir ülkede hangi adla olursa olsun kurulan bir yönetimin "yarı demokrasi", "demokrasi" gibi deyimlerle nitelendirildiğini duydunuz mu? Hangi memlekette, cumhurbaşkanına yürütme ve yasama yetkileri verilerek merkezi bürokratik vesayetten kurtulmaya çalışılmıştır?

Etyen Bey, eğer bu sorularımın cevabı olarak, yaşayan veya yaşamayan bir ülke adı hatırınıza gelmiş ise lütfen bir kez daha düşününüz, onlar nasıl bir devlettir?

Fikri ve vicdani dürüstlüğe sahip bir kişi olarak tanıdığım Etyen Bey, bu soruları ülke adı söyleyerek cevaplamaz; olsa olsa şu ülke bir zamanlar şöyleydi; veya şu ülkenin su tarafı şöyledir gibi cevaplar verir!

Konumuz, Erdoğan'ı dikkate alarak tartışılamaz; tartışıldığında Etyen Bey'in de yazdığı gibi, Erdoğan'ın kişiliği olarak ele alınır. Bir ülkenin sistemi, hele yeni sistemi, mevcut liderlerin seçimle geldikleri yerlerin yetkileri, bugünkü siyasal güçleri hesaba katılarak da aranamaz. Oysa Sayın Mahçupyan yazısının bir iki yerinde bu yola girmiştir.

Yeni Anayasada önce demokrasinin ve hukukun ilkesi tartışılıp yazılacaktır. Ne yazılması gerektiğinde Etyen Bey'le bir farkımız olacağını sanmıyorum. Bundan sonra, yerleşim yerlerinin yönetim sistemi aranacaktır. Ülkemizde 48 bin yerleşim yeri var, buraların  insanından, buraların habitatından, çevresinden, doğasından başlayıp yönetim sistemini tanımlamak yerine; taa yukarda oturan bir kişinin isteklerini konuşmaya başlayarak yönetim sistemi aranır mı? Eğer aramaya aşağıdan başlarsak Etyen Beyle yine farkımız kalmayacağına eminim.

Meselemiz o kadar karmaşık değildir; doğru yere oturup, oradan inançlarımızı söylemek yeterlidir.