Batsın bu merkezi yönetim...

Çözüme adım atmak için, "belediyemin kabul etmediği bir proje bakanlıkça onaylanırsa istifa ederim" diyen belediye başkanı arıyorum!

“Köyde İnşaata Kolaylık” başlığını okuyunca… aklımdan geçenleri ve dilimin ucuna gelenleri yazamıyorum (Hürriyet, 11 Pazar).

Haberi okudum, anladığım doğruydu, merkezi idare bazı (nasıl nitelendireyim bilemedim) kimi açıkgözlere yol açıyordu. Haberciler Erdinç Çelikkan ve Gülistan Alagöz, yönetmelik değişikliğinden çıkarak, özellikle büyük şehir çevresinde, şimdi köy olmaktan çıkıp “Mahalle” adını almış bulunan yerleşim yerlerinde yapılabileceklerden bahsediyorlardı.

Ben kendilerine haber vereyim, bu yönetmelik hazır bir projeye imkan vermek için çıkarılmıştır. Bu yönetmelik, “bir imkan veriliyor, bakalım düşünelim, proje ve fizibilite hazırlayalım” denecek cinsten değildir; kimin neyi nerede yapacağı bellidir. İki haberci yönetmeliğin hangi “köy” ve kim için, değiştirildiğini bulacaklardır.

Hürriyet’in haberinde bahsedilen İskan Kanunu Yönetmeliği'nde iki husus değişmiştir. Birincisi, iki maddedeki “taşınmazları kamulaştırılan” ibaresi yerine “yerleri kamulaştırılan” ibaresi konulmuştur. İkinci değişiklik, köy gelişme alanlarındaki uygulamalarda devletin işe girişmesi için kabulü gereken aile sayısı 30’dan 10’a indirilmiştir.

22 maddelik bir yönetmelikte, ‘Taşınmazlar’ yerine ‘Yerler’ kelimelerinin konulması ve 30 sayısının 10’a indirilmesinin “ne önemi var?” diyenler olacaktır, hemen yazayım, bana göre bu değişiklikler sonucu, çok önemli değerler el değiştirecektir.

Konuyu biraz sonra biraz daha genişleteceğim, ama önce, aynı anlayışı gösteren, geçen haftaki başka bir haberi de hatırlatmak istiyorum:

Üç gün önce televizyondan, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce İztuzu Plajı için, “Kıyılar bizim bakanlığımızın uhdesinde, açık ihaleyle yapıyoruz, kim daha yüksek parayı verirse alır o işletir; belediye başkanlığı çok para verirse belediye alır" dediğini duydum (NTV, 8 Ocak, Güllüce ile söyleşi).

Sayın Güllüce Kartal’da üç dönem belediye başkanlığı yapmıştır. Yukarda bahsettiğim söyleşi de görüldüğü gibi, şimdi bütün ülkeyi zincirle Ankara’ya bağlayan merkezi idare sisteminin bir unsuru olmuştur.

Bu haberler yönetim anlayışının nerelere vardığının örnekleridir. Özellikle 2011 Seçiminden sonra yozlaşan ve kemikleşen merkezi idare, neredeyse, parsel numarası yazarak yönetmelik yayımlamaya başlamıştır.

Artık herkesin anlamaya başladığı bu anlayış, halk-kamu ilişkisinde yolsuzluğu tabiileştirmiş, yönetimi aciz hale getirmiş, denetimi imkânsızlaştırmıştır.

Bahsettiğim iki haberde, 1990 yılında çıkarılmış “Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik” ve 2007 yılında çıkarılmış “İskan Kanunu Yönetmeliği” değişikliklerine değinilmiştir.

Yönetmeliklerin dayandığı Kıyı Kanunu ve İskan Kanunu’nun ele aldığı konular, yurt savunması ve etnik meseleler (!) nedeniyle eskiden beri hassas konular sayılmıştır.

Kıyı yönetmeliğinde yedi, iskan yönetmeliğinde beş kez değişiklik yapılmıştır.

2011’de çıkartılan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Kuruluş ve Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ve bu KHK’de yapılan 5 değişiklikle (*) Bakanlık anlaşılmaz, uygulanamaz, görülmemiş yetkilerle donatılmıştır.

Bu yetkiler, beş altı tavukluk bir köy evi kümesi planını onaylama serbestliğinden, bir büyük şehirde çevresinde iki yüz yıl önce, iki ila dört kat arasında ikametgâh yapılarından oluşmuş bir mahalledeki iki bin metrekarelik bir parsele, 65 katlı bina yapılmasını sağlayan, resen imar planı değişikliği yapmaya kadar geniştir.

Belediyeler, imar bakımından bakanlığa olduğu gibi; hükümetle farklı bir görüşü belirtmesi, temsil etmesi, hayata geçirmesi de yasalarla ve fiilen önlenmektedir.

Bakan bu yetkileri avucunda tutuyor gibi görünmekte ise de, çok çok azını kendisi fiilen kullanmaktadır; yetkiler binlerce kişinin, binlerce yerdeki işinin sözde çözümlenmesinin yolunu göstermektedir. Bu işler bakan adına yüzlerce memur tarafından incelenmekte, bakan veya yetkilendirdiği kişiler sonuçları onaylamaktadır.

Böyle bir düzende, bu yetkilerin kullanılmasında, yolsuzluğa bulaşılmaması olası mıdır?

Bakanlık Kanunu’nda, “Belediye” kelimesi 160 fıkralık kanunun sadece dört fıkrasında geçmektedir.

Böyle bir bakanlığın bulunduğu ülkede “yerinden” veya “yerel” yönetimden bahsedilebilir mi?

İskan ve imar alanında böyle hükümlerle düzenlenen merkez-yerleşim yeri ilişkisinin, diğer alanlarda nasıl olduğu anlaşılabilecektir.

Yasalarımız bu hale getirildiği için, yukarda anılan iki örnek yaşanabilmektedir. Bakanlar ve tabii halk nezdinde de, belediye halk temsilcisi ve oturulan yerin gerçek yöneticisi değildir!

Muğla’dan Ağrı’ya dağların, ovaların, nehirlerin, kıyıların ve denizlerin sahibi, mesulü ve muktediri Sayın Bakandır!

Hükümetimizi, siyasal adamlarımızı, bürokratımızı, belediyelerimizi, yargımızı sonuçta devletimizin temel sorunu, halkımızın temel sorunu yazdığım iki haberdedir.

Dalyan Belediyesi kapatılmıştır, İztuzu şimdi Ortaca Belediyesi sınırlarındadır, ama bakan kira ihalesi açmaktadır. Ortaca belediyesi İztuzu’nu işletmek veya carettalara bırakmak isterse, ihaleye girip yüksek fiyat vermelidir. İşletme koşullarının belirlenmesinde belediyenin katkısı istenmemiştir.

Büyükşehirlerde geçen yıl köy olarak anılan, 30 Marttan sonra “Mahalle” adını alan yerleşim yeri ve kırlarda, “taşınmazları kamulaştırılan” ve “yerleri kamulaştırılan” deyimleri ile 30 ve 10 ailenin kabul etmesi farkı etrafında, (kanun ve yönetmelik maddeleri, muhtar ve belediye kabulü) gibi beyan ve yazılar çok duyulacak ama, kentsel dönüşüm oyunlarında görülen oyunlarla köylerde de karşılaşılacaktır!

Çözüme adım atmak için, “belediyemin kabul etmediği bir projeyi bakanlık değiştirerek onaylarsa istifa ederim” diyen belediye başkanı, ya da “Belediyenin kabul etmediği bir projeyi reddederim” diyecek bir bakan arıyorum!

(*) 648, 653, 666 sayılı KHK’ler ve 6306, 6493 sayılı yasalar.