Belediye sınırlarında değişiklik

Son 15 gün içinde Meclis, belediyelerle ilgili üç kanunu kabul etti.

Son 15 gün içinde Meclis, belediyelerle ilgili üç kanunu kabul etti. Cumhurbaşkanı'nın henüz yayımlatmadığı 5019, 5025 ve 5026 sayılı kanunların ilkinde, büyükşehir belediyelerinin sınırları genişletiliyor; diğerinde nüfusu 2 binin altında olan belediyeler köye dönüştürülüyor; sonuncusundaysa 25 köy ve 22 belediyenin tüzelkişiliği kaldırılarak Denizli Belediyesi'ne 'katılıyor'.
İmar planı politikalarının yeni yerleşim yerlerini kapsayacak biçimde, bir merkezden belirlenmesi ilkesine uygun olduğu için, büyükşehir belediyelerinin sınırlarını genişleten kanunun çıkarılması doğru olmuştur. Aynı ilke içinden bakarsak, çevre yerleşim yerlerinin Denizli Belediyesi'ne katılması da doğru olacaktır. Ancak nüfusu 2000'in altındaki belediyelerin köye dönüştürülmesinin savunulması zordur.
Gerçekte bu kanunlar, yönetim sistemimizin zararlarının bir kısmından bazı yerleşim yerlerini korumayı amaçlamaktadır. Konuya, kamu yönetiminin bütünlüğü içinde bakıldığında son kanunlarda, yönetim sistemimizin
önemli, ancak küçük bir parçasının ele alındığı görülür.
Bu kanunlar, Bakanlar Kurulu'nda 3 Kasım'da görüşüldüğü halde Meclis'e sunulmamış bulunan 'kamu yönetimi temel kanun tasarısı'nın devamı olarak ortaya konulmalıydı. Böylece yapılan işin tutarlılığı ve genelliği korunurdu.
Büyükşehirlerin sınırlarını genişleten kanun üzerine görüşlerimi geçen hafta yazmıştım (18 Aralık). Bugün diğer iki kanuna değinmek istiyorum:
Antakya, çevresindeki küçük yerleşim yerleri ve belediyeler bakımından Denizli'ye çok benzer; aynı yapıda başka belediyeler de vardır. Özellikle 'Denizli' için ayrı kanun çıkarılarak, belediye başkanı CHP'li olan Antakya'ya ayrımcılık yapılması, muhalefetin son kanunların 'siyasal amaçla çıkarıldığı' yolundaki iddiasını güçlendirmiştir.
Nüfusu 2 binin altındaki belediyelerin köye dönüştürülmesi üzerinde daha geniş durulmalıdır:
Bütün yerleşim yerlerinde, bugünkü yönetim biçimlerinden farklı bir yapıya dönüşmemiz, bütün reform çalışmalarının çıkış noktasıdır. Herhalde değişim 'belediye' benzeri bir yönetim biçiminden, bugünkü 'köy' anlayışına geçme yönünde olmayacaktır. Yerleşim yerlerinin, orada oturanların seçtikleri meclislerce verilen kararlarla yönetilmesi esastır.
Bu temel ilke, nüfusu ne kadar az olursa olsun, bütün yerleşim yerlerinde korunmalı ve geliştirilmelidir. Hatta kentlerimizdeki, nüfusu 5-10 binin üzerindeki mahalleler bölünerek, küçük birimlere dönüştürülmelidir.
Ancak, planlama ve diğer politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında, şimdi büyükşehirler için kısmen yapıldığı gibi, kararın geçerli olacağı en geniş alandaki yönetim meclisi etkin olmalıdır. Genel kararları üst meclisler vermeli, yörelere ait özel kararlar, küçük birimlerin meclislerine bırakılmalıdır.
AKP iktidarı parasal nedenleri öne sürerek, belediye nüfuslarını 2 binle sınırlayarak, temel bir ilkeyi göz ardı etmiştir.
İlkeler bir yana konularak, yerleşim yerlerinin özellikleri yerine, siyasal veya incelemeye dayanmayan günlük ve dönemsel düzenlemelerle yönetim sistemimiz gelişmez, sorunları artar.
Yaklaşan yerel seçimlerin sıkışıklığı arasında, tutarlı işler yapmanın zorluğu anlayışla karşılansa da, parçalı işlerle yönetim sisteminin düzelmeyeceği unutulmamalıdır.