Bilişimde marka bağımlılığı

Ben bilgisizliğimden, bilişimin olanaklarını çok sınırlı kullanabiliyorum. Eksiğimi tamamlamak, yeniliklerden haber almak için, gazetemizin pazartesi günleri yayımlanan 'Sanal Alem' başlıklı sayfasını okuyup anlamaya çalışırım.

Ben bilgisizliğimden, bilişimin olanaklarını çok sınırlı kullanabiliyorum. Eksiğimi tamamlamak, yeniliklerden haber almak için, gazetemizin pazartesi günleri yayımlanan 'Sanal Alem' başlıklı sayfasını okuyup anlamaya çalışırım. Her hafta başında, Serdar Kuzuloğlu'nun nükteli anlatımıyla kolay okunan yazılarını okumak bana iyi geliyor. Serdar bey, üç haftadır yazılarında, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 'Öğretmenlere bilgisayar' projesini ele aldı.
7 Şubat tarihli ilk yazı 'Bill Gates Türkiye'ye neden geldi?' başlıklıydı. Dünkü yazısının başlığı da iddiasını yansıtıyordu: 'Zengin devlet olmanın hali başka'. Serdar beyin görüşünü, yazdıklarından anlayabildiğim kadarıyla, özetlemeye çalışayım:
Milli Eğitim Bakanlığı'nın 'Her öğretmene bilgisayar' projesinde, ilk adımda alınacak 50 bin bilgisayar için yayımlanan şartnamede, bilgisayarların işletim sistemi ve işlemcilerinin Microsoft (yoksa Makrosoft'mu yazmalıyım) ürünlerinin markaları yazılmış. Oysa, bu ikisinin de alternatifi vardır; Türkiye'de de TÜBİTAK'ın geliştirdiği 'Pardus' adlı işletim sistemi, geçen hafta internetten bedava dağıtılmaya başlanmış; http://www.uludag.org.tr/ adresinden çekilebiliyormuş.
Serdar bey soruyor: "Devlet kendi giriştiği bir işi neden bırakır da, kendisine çok daha pahalıya mal olacak bir seçeneğe yönelir, işte bunu çözemiyorum.
O insanların emeklerine de mi sahip çıkmayalım?"
"Eğitim Bakanı 'Teslim olmadık, güvence vermedik, bir şey imzalamadık' deyip dursun, alttan alta her şey tıkır tıkır ilerliyor. Bizlere akıllı yatırım diye yutturulmaya çalışan bu planın sonuçlarınıysa, o sistemlerin yeni sürümleriyle ilgili fatura ortaya çıktığında göreceğiz hep birlikte. Bu yazılımların yeni sürümleri çıktığında öğretmenlerin bilgisayarlarına yüklemek için yeniden milyonlarca dolar ödenecek."
Serdar Kuzuloğlu örnek verip, yol gösteriyor: "Birçok ülke, kimi ağır ağır, kimi hızla maliyet, güvenlik, kontrolü elde tutma, kolay ölçekleme gibi gerekçelerle Linux tabanlı yerel çözümlere yöneliyor. Maliyetleri düşüyor. Hatta Uzakdoğu'da ortak dil ve kültürü paylaşan ülkelerin bir kısmı Linux tabanlı ortak işletim sistemleri geliştiriyor. Ülkemizde de, yerelleştirilmiş Linux dağıtımı var. Hatta birini devlet bu gibi konularda kullanmak için TÜBİTAK'a hazırlattı. Bütün kontrolü bizde, içi dışı biliniyor."
Serdar beye inandığım ve benzer birçok projede devletin benzer sorunlarla cebelleştiğini bildiğim için, duyanların çoğalmasına az da olsa yararı olur düşüncesiyle onun görüşlerine bir kez de ben yer verdim.
Geçen hafta, dostum Mustafa Akgül'den 'Açık Kaynak Kod Bildirgesi'ni aldım. Kaynak kodları, herkesin incelemesine ve kullanımına açık yazılımlara, 'Açık kaynak kod yazılımı' deniyormuş. Bildiride, "Açık kaynak yazılımlar Türkiye'nin üretmesi ve gelişmesi için, en etkin ve verimli seçenektir" denildikten sonra ekleniyor: "Türkiye bilişimle, bilişim açık kaynak yazılımlarla gelişir!"
Bir-iki kez yazdığımı hatırlıyorum; birçok projede, yazılım ve teçhizat pazarlamacıları devleti zarara uğratmışlardır. Sonuçta, aynı iş birçok kez tekrarlanmış, bazı projelere 'sil baştan' yeniden başlanmıştır.
Günümüzde 'Bilişim' her projede başlıca belirleyicidir. Serdar Kuzuloğlu ve Mustafa Akgül aynı tehlikeye dikkat çekiyorlar: Marka bağımlılığı yaratılmamalı; birçok ülkenin yaptığı gibi, açık kaynak kodlu yazılımları geliştirmeliyiz.