Bor ve enerji

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, "Bordan hidrojen üretmek için çalışmalar yapıyoruz" dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, "Bordan hidrojen üretmek için çalışmalar yapıyoruz" dedi. Bakan, ülkemizde enerjide yüzde 65 dışa bağımlı olduğumuzu, pahalı aldığımız doğalgazın payının arttığını da sözlerine ekledi.
Bu çalışmalar üzerine düşüncelerimi yazmak istiyorum, ama önce bor madeni,
hidrojen gazı ve enerji ilişkisini özetlemeliyim.
Söz konusu olan, hidrojenden enerji üretimidir. Petrol ve diğer yakıtlara alternatif olarak geliştirilmek istenen hidrojen üretimidir. Bor mineralinden üretilen sodyum borhidrit, hidrojen üretiminde kullanılan maddelerden biridir. Borhidrit, günümüzde Amerika ve Almanya'da üretilmektedir.
Henüz bu teknolojiyle, hidrojen kullanılarak enerji üretiminin maliyeti yüksektir. Birçok ülkede bu konuda araştırmalar sürdürülmektedir.
Sayın Bakan'ın söylediği 'çalışmalar' herhalde üç ayrı bölümden oluşmaktadır: Birincisi bor mineralinden sodyum borhidrit üretmek, ikincisi borhidritten hidrojen üretmek, üçüncüsü de hidrojenden enerji üretmek. Bunların hepsi ayrı teknolojilerdir.
Dünya bor madeni rezervinin yarıdan fazlası (toplam rezervinin yüzde 60-80'i) ülkemizde bulunduğundan, enerji üretiminde kullanılan borhidrit ara ürününe ilgi gösteriyoruz.
Bor, diğer madenlerle birlikte, 1978 yılında devletleştirilmiştir. Eti Holding eliyle çıkarılan bor minerali ihracatı yıllık 400 milyon dolar civarındadır.
Sayın Bakan'ın söylediği 'Hidrojen üretme çalışması', hem borhidrit, hem de borhidritten hidrojen üretilmesi teknolojisi araştırmalarını kapsayacaktır.
Bu çalışmalardan ekonomik sonuç alınabilmesi kurulacak organizasyona bire bir bağımlıdır.
Çalışma, bugünkü yapı ve anlayışıyla Eti Holding'le ilişkilendirilirse, korkarım hiçbir sonuç alınamayacaktır. Eti Holding, birçok nedenle, kuruluşundan beri başarısızdır ve dışa bağımlılıktan kurtulamamıştır. Ecevit hükümeti sorunların üzerine sorun katmış, kurumu iyice içine kapamıştır.
Kurulacak Bor Enstitüsü'nün yapısını bilmiyoruz; kuruluş hazırlıkları, kurumlaşma, kurumun işlemeye başlaması zaman alacaktır. Yeni çalışmalara,
bor konusundaki araştırmaların çok büyük çoğunluğunu gerçekleştiren TÜBİTAK'la başlamak doğru olabilir. Araştırma kültürü gelişmiş bu kurumun bor konusunda da deneyimi vardır.
Araştırmalara, TÜBİTAK bünyesinde oluşturulacak bir ekiple başlanır, çalışmalar ilerlediğinde, deneyimlerden yararlanarak yeni organizasyona geçilir.
Sıfırdan başlamak yerine, ortak olarak ya da teknik bilgi transferi yoluyla, araştırmaya bir dış kurumun katılımı sağlanmalıdır. Bu katılımın bağımlılığa dönüşmemesi, araştırmanın başındaki kişinin basiretine ve bilgisine bağlıdır. Her ilişki gibi, bilgi transferi de, alışveriş konusudur; işin başında bulunana karar yetkisi verilerek, alınanla verilen dengede tutulabilir. Bu da araştırma ekibinin veya kurumun, siyasetten bağımsız olmasını veya sorumlu siyaset adamının kurumun başındaki kişiye inanmasını gerektirir.
Diğer yandan, bor araştırmalarına özel kesimin katılması sağlanmalıdır. Bunun için de, yerli bor sanayiinin gelişmesi hedeflenmelidir. Bugüne kadar sanayii korunmak bir yana, engellenmiştir. Fiyat politikası bu engellerden biridir.
Özetlersem, bor kaynaklı yeni enerji araştırmalarına TÜBİTAK'ta başlanmalı; çalışmaya araştırma ve üretimde deneyimli yabancı bir kurumun katılması sağlanmalı; bor sanayiinde özel kesimin önü kesilmemelidir.