Boşuna gayret!

İşin özü konuşulmayınca, gerçekçi öneriler ortaya çıkmıyor, olumlu bir adım da atılamıyor. Türban ve terör konusunda olduğu gibi, yükseköğretim konusunu da, etrafında dolaşarak konuşuyoruz.

İşin özü konuşulmayınca, gerçekçi öneriler ortaya çıkmıyor, olumlu bir adım da atılamıyor. Türban ve terör konusunda olduğu gibi, yükseköğretim konusunu da, etrafında dolaşarak konuşuyoruz.
YÖK'ün düzenlediği iki günlük Yükseköğretim Konferansı'nda, YÖK ve öğrenci seçme sınavı eleştirilmiş. Radikal'in dünkü haberine yansıyanlar şunlardı:
YÖK'ün görevleri azaltılmalı. ÖSS sistemi mutlaka değişmeli. Meslek yüksekokulundan birçoğunun eğitim kalitesi iyi değildir. Sınav nedeniyle yoksul öğrencilere haksızlık yapılmaktadır. Sınavın doğası değişmeli. Farklı konular için farklı sınavlar olmalı. YÖK çok ayrıntılı görevlere sahiptir.
YÖK için bir çerçeve oluşturulmalı. Üniversiteler, başlangıç atamaları da dahil olmak üzere personel kriterlerini ve süreçlerini belirleyebilmelidir.
"Giriş sınavı bugüne kadar kaldırılamadı, koşullar değişmedikçe kaldırılamaz" diyen ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan, "Sınava giren öğrenci sayısının 500 binin altına indirilmesi gerektiğini" vurgulamış.
Konferansın ardından YÖK Başkanı Erdoğan Teziç: "Hedefimiz bunu bir üniversite projesine dönüştürmek. Bunu üniversitelerden görüş alarak oluşturacağız" demiş.
Bunlara benzer şeyleri her gün, binlerce kez de söyleseniz, bir şey değişmez; bazı görüşleri savunanların sayısı artar, fakat hayat yine aynen devam eder.
Örneğin, YÖK'ün görevlerinin azaltılması gereğinde sanıyorum çok geniş birliktelik vardır. Bugün değil, yıllardır, konuyla ilgilenenler YÖK'ün yetkilerinin ve görevinin yeniden tanımlanmasını istenmektedirler. Hükümet de böyle düşünmektedir, hatta yasa tasarısı bile hazırlamıştır ama geri çekmeyi uygun görmüştür. Nerede takıldığımızı görmeli ve bu engel üzerinde tartışmalıyız.
Anayasa'nın 130 ve 131'inci maddelerinde, yükseköğrenimin amacı, devlet ve vakıf ünivesitelerinin nasıl kurulacağı, YÖK'ün kuruluş amacı, görev tanımı, üyelerinin seçimi, rektörlerin ve dekanların nasıl atanacağı, bütçelerinin nasıl hazırlanacağı sınırlayıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu maddeler yürürlükte kaldıkça YÖK değişmez, YÖK değişmedikçe de yükseköğretim sistemi ve politikaları değişmez!
Bu konferanstan hareketle bir proje oluşturulması ise, sadece alıştırma ve fikir jimnastiği olarak değerlidir. Gerçekleşme olanağı bulunmayan projeler kime ve neye yarayacaktır?
YÖK Anayasa'yla yükseköğretim sorunlarının ilişkisinin görüşüleceği bir toplantı düzenlemeli, o toplantıda Anayasa'da yükseköğretime ne ölçüde yer verileceği tartışılmalıdır.
Önce, yükseköğretimde bir adım atmak için Anayasa'nın değişmesi gerektiğinde anlaşmalıyız. Bu da yetmez, Anayasa'da yükseköğretimi hangi genişlikte yazacağımızda da görüş birliği sağlamalıyız.
YÖK anayasal bir kurum olmalı mıdır? Bence olmamalı, Anayasa'da yükseköğretimin amacının yazılması yeterli görülmelidir. Bunun tersi düşünülüyor, YÖK anayasal kurum olarak görülmek isteniyorsa, kurumun ne kadar ayrıntılı tanımlanacağı üzerinde anlaşılmalıdır.
Bugünkü yapı tekdüze, renksiz, kendini yenileyemeyen üniversiteler çıkarmıştır. Anayasa değiştirmeyi kapsamayan ve öngörmeyen yükseköğretim reformu hayalden başka bir şey değildir.
Anayasa engelini yok sayarak, konferanslarda tebliğler hazırlayıp dinleyerek bir yere varılamaz, varılamıyor!