Bu yaklaşım ve üslup değişmeli

Geçen hafta perşembe günü, Alman Federal Meclisi (AFM) Osmanlı'nın Ermenilere karşı girişimleri hakkında, bütün partilerin imzaladığı bir önergeyi kabul etti.

Geçen hafta perşembe günü, Alman Federal Meclisi (AFM) Osmanlı'nın Ermenilere karşı girişimleri hakkında, bütün partilerin imzaladığı bir önergeyi kabul etti.
Hemen o gün, Lübnan dönüşü havaalanında Başbakan Erdoğan karar üzerine düşüncelerini, daha çok duygularını, dile getirdi: "AFM'nin bu konuyu basit lobilere kurban etmesini, siyaseten çok yanlış buluyorum, yanlış olmanın ötesinde çok da çirkin buluyorum. Tarih onları mahcup edecektir. Schröder'in tavrı tam aksineydi. Gayret etti de acaba çıkmadı mı, onu bilemem. Siyasette ben, siyasetin omurgalı olanını seviyorum." (AKP internet sitesinden)
Başbakan'ın bu hoyrat sözlerinden önce yayımlanan Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında da benzer yaklaşım görülüyordu:
"Bu kararı esefle karşılıyor ve şiddetle kınıyoruz. Tüm uyarılarımızın Federal Alman Parlamentosu tarafından dikkate alınmadığı üzüntüyle gözlenmektedir. Bu, girişimin Alman iç politika hesaplarından kaynaklandığı açıktır. Bu sorumsuzluk ve dar görüşlülüğün bir kanıtıdır. Karar hiçbir dayanağı olmayan iddialara yer vererek hazırlayıcıların tarih bilgisinden ne kadar uzak olduklarını göstermekle kalmamakta, Alman hükümetine, Ermenilerin sürülüp yok edilmesinin eyalet eğitim politikalarına dahil edilmesini tavsiye ederek, son derece tehlikeli ve kışkırtıcı öneriler de içermektedir." (Bakanlığın 96 No'lu açıklamasından)
Başbakan'ın ve bakanlığın kelime seçişlerindeki özensizlikleri, hatta kabalıkları kadar, kararın özü üzerinde durmamaları da dikkatimi çekti.
AFM kararının şu cümlesi, bakanlıkça açıkça cevaplanmalıydı: "Olayları sorgulamak, şimdiki zaman için de doğrudan önem taşımaktadır; hedef, Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin ve iyileşmesinin mümkün kılınmasına ve böylece Kafkaslar'ın istikrara kavuşmasına katkıda bulunmak olmalıdır." Sanıyorum Dışişleri'nden beklenen, bu hedefin kabul edilebilirliğinin ve olabilirliğinin açıklanmasıydı.
Karar, üç yargıya oturuyor: Ermenilerin katledilmesi, Almanya'nın rolü ve önlemek isteyenlere saygı. Bu cümleleri karardan okuyalım: "AFM, Osmanlı'nın Anadolu'da Ermenilerin neredeyse tamamen katledilmesine yol açan girişimlerinden ve kapsamlı bilgilere rağmen bu korkunç olayları durdurmaya teşebbüs dahi etmemiş olan Alman İmparatorluğu'nun oynadığı yüz kızartıcı rolden üzüntü duymaktadır" ve "zor koşullarda ve dönemin hükümetine direnerek Ermenilerin kurtarılması için sözle ve eylemleriyle çaba sarf eden tüm Almanların ve Türklerin önünde saygıyla eğilmektedir."
'Tamamen' abartmasını bir yana koyarsak bu görüşleri, Dışişleri'nin ve Başbakan'ın; "Tarih bilgisinden uzak olanların, basit lobilere kurban ettikleri, iç politikanın küçük hesaplarına alet edilmiş, sorumsuzluk ve dar görüşlülüğün kanıtı olan, çirkin, esefle karşılanacak ve şiddetle kınanacak" biçiminde nitelendirmelerini haklı bulmak çok zordur. Kendimiz hakkında duymak istemediğimiz suçlamaları başkaları için kullanmaktan kaçınmalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin politika ve üslubuna uygun düşmediğine inandığım, Başbakan'ın ve Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamaları, bir yolu bulunup düzeltilmeli, yanlış anlamalar kaldırılmalıdır.
Eğer bu sözler gerçekten Erdoğan hükümetinin belirlediği resmi politikanın gereği ve sonucuysa, ülkemizi maceraya sürükleyecek bu politikalar hemen değiştirilmeli, değiştirildiği belli edilmelidir. Ortaya çıkmış bulunan yanlışlık yok sayılarak, hiçbir şey olmamış gibi davranılamaz!