CHP'de kaçan fırsat

Altan Öymen engelleri geçip, İstanbul İl Başkanı seçilseydi, 'CHP değişebilir' görüşü güçlenecek, 'Değişmez' diyenlerin inançları sarsılacaktı. Bence bu fırsat bir kez daha kaçırılmıştır...

Pazar günü toplanan CHP kongresi, Altan Öymen'in adaylığı nedeniyle, özel bir önem kazanmıştı. Altan bey engelleri geçip, il başkanı seçilebilseydi, 'CHP değişebilir' görüşü haklılık ve derinlik kazanacak, 'Değişmez' diyenlerin inançları sarsılacaktı, bence bu fırsat bir kez daha kaçırılmıştır.
Önce bazı notlar: Bundan önceki İstanbul İl Kongresi, 2003 yılı ağustos başında toplanmıştı. O kongrenin başkanı Mustafa Özyürek, iki gün önceki kongrede de başkanlık koltuğuna oturtulmuştur. Bir partinin genel başkan yardımcısı, il kongresi başkanı adayı olabilir mi, seçilebilir mi? Bundan iki yıl önce yayımlanan yazımda bu soruyu; 40 yıl önceki il kongresinde yaşanan bir olayı anlatarak cevaplamaya çalışmıştım. 1963 kongresinde, bir bakanın aday gösterildiğini, itiraz üzerine çekildiğini, bir ilçe başkanının seçildiğini yazmıştım. (07 Ağustos 2003, Radikal)
İkinci not, kongrenin '31'inci İstanbul İl Kongresi' olduğunun yazılmış olmasıdır. Bugünkü CHP, 1923'te kurulan CHP'nin devamı sayılırsa son il kongresi sayısı 31'in üzerine çıkar. Çünkü, İstanbul'da birinci kongre 27.09.1928 tarihinde; 1980 öncesinin son kongresi de 06.05.1979 tarihinde toplanmıştır. 1979 kongresi CHP İstanbul kongrelerinin 31'incisiydi. Bu durumda, geçen pazar toplanan '31'inci kongre' olamaz.
Eğer CHP'yi, 1980 darbesinden sonra yeniden açılış yılı olan 1992'den başlatırsak, o yıldan bugüne 13 yıl geçtiğinden, kongre sayısı bu kez 10'un altına iner.! Açıkça belli ki, 1923 yerine 1992'den başlatılırsa da İstanbul il kongresi sayısının 31'den çok farklı olduğunu söylemek kolaydır.
Bunları, tanıdığım bu siyaset adamlarının kongre sayısını bilmemelerine çok şaşırdığım için değil; siyasal hayatımızda yazılıp söylenene saygı eksikliği örneği vermek için yazdım.
Son kongrede seçilenler, Baykal ile ilişkilerini bugünkü gibi sürdürdükleri sürece, önümüzdeki milletvekilleri seçimleri sonralarına kadar 'seçilmiş' yönetici olarak kalacaklardır. Yani, 2007 seçimlerinde
İstanbul'da CHP'yi temsil edecekler; halktan oy isteyecekler, partilerini tanıtacaklardır.
Asıl önemli olan, partinin bu kongreyle kaçırdığı fırsattır. Bu yargımı anlatmaya çalışayım: Kongre başkanı, birbirleriyle vuruşarak tartışan delegeleri, "CHP'lilerin, Türkiye'yi şeriata götürmeyi isteyen AKP ile mücadele etmesi gerekiyor" diyerek uyarmaya çalışmış.
Bir taraf 'Bu sandalyede ben oturacağım, kime ne verileceğini, kime ne söyleneceğini ben belirleyeceğim!' derse, orada bulunanlar birlikte düşünemez, birlikte davranamazlar! Çünkü, parti koltukları lidere tam bağlı kalacaklara ve kalmış olanlara dağıtıldığında; partide herkes 'uşaklık' veya 'düşmanlık' arasında tercihe zorlanır.
Bu zorlama, iki tarafın da siyasal hayatın, bir yerlere
oturmak ve oranın gücüyle bir şeyler kazanmaktan başka işlevi olmadığını düşündürmeye başlar, giderek böyle olduğuna inanılır! Bu süreçte 'birlik', 'beraberlik' ve diğer birçok kutsal kavramın, parti içinde vuruşanların inanmadan tekrarladıkları slogan olmaktan başka anlamı kalmaz.
Tıpkı son kongrenin vuruşma safhasında söylenen 'AKP ile birlikte mücadele edelim' sözünün, 'Bu kongreyi belirlenen düzen içinde bitirelim de, ben de başkanıma tekmil vereyim' anlamına geldiği gibi!
Altan bey seçilseydi, parti içinde bugünkü tarafların dışındakilerin de varlığı görülecek ve CHP'nin değişmesi öngörülebilecekti. CHP'liler bu fırsatın kaçtığına üzülmekte haklıdırlar.