Çiçek'in adaleti

Başkanlık sistemi üzerinde tartışmalar sürüyor. Adalet Bakanı sayın Cemil Çiçek, 'AKP'nin gündeminde başkanlık sistemiyle ilgili bir hazırlığın olmadığını' söylüyorsa da; Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun bütçe görüşmelerindeki konuşması, konu üzerinde çalışıldığını gösterdi.

Başkanlık sistemi üzerinde tartışmalar sürüyor. Adalet Bakanı sayın Cemil Çiçek, 'AKP'nin gündeminde başkanlık sistemiyle ilgili bir hazırlığın olmadığını' söylüyorsa da; Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun bütçe görüşmelerindeki konuşması, konu üzerinde çalışıldığını gösterdi.
Çiçek, geçen eylül ayındaki bir demecinde, 'kişisel görüş olarak'
başkanlık sistemini tartışalım demişti.
Çok doğrudur, ancak önce neyi, nasıl tartışacağımıza karar vermeliyiz. Çünkü Kuzu ve Çiçek, konuşmaya başladıklarında, 'Başkanlık' deyip geçiyorlar; gerekçeleri de yönetimde istikrar ihtiyacımızdır.
Başkanlık, tek kalıplı bir model olmadığı gibi; kanunların yapımıyla, bütçenin hazırlanmasıyla, bakanlar kurulunun oluşumuyla, yerel yönetimlerle (...) bir bütündür. 'Başkanlık' kelimesi bir sistemi tanımlamaz, diğer bağları da birlikte söylenmeli ki, neyi tartıştığımızı bilelim. Örneğin, yasama yetkisinin kullanımında, önerilen başkanlığın işlevi ne olacaktır? Bütçenin onaylama yetkisinin ve harcamaların denetiminin kimlere ve nasıl paylaştırılacağı söylenmeden, 'Başkanlık' önerisi tanımlanamaz ve sonuçta tartışma sağırlar diyaloğuna dönüşür. Başkanlık önerenin 'Başkanlık' tanımıyla, tartışanın tanımı aynı
olmayabilir, farklı kavramlar tartışılmış olur, bir karmaşadır sürüp gider!
Cumhurbaşkanı Demirel'in 1997 yılı haziran ayında açıkladığı yedi maddelik önerisi tartışılabilir bir yapıdaydı. İki hafta önce yazmıştım, bir kez daha tekrarlayayım; AKP'liler tartışılmasını istiyorlarsa, önerilerinin tamamını açıklamalı, bütünlüğü olan bir taslakları yoksa, önce onu hazırlamalıdırlar.
Bütün bir taslak olmayınca, konuşmalar, siyasal hayatımızın bilinen pek çok konusu kapsanarak konuşuluyor: Seçim sistemi, baraj, yasama organının sorunları, parti içi demokrasi, lider sultası ve diğerleri.. bugüne mahsus sorunlar zikredilip, o sorunlar için çare üretiliyor, sonra da bunlar başkanlık sisteminin içindeymiş gibi konuşuluyor.
Sayın Çiçek'in, seçim barajını savunurken ortaya koyduğu bir görüşünü ele almak istiyorum: "Yüzde 35 oy almak varken yüzde 2'lik oy alan parti, parti mi yani? Vatandaşla gönül bağı kuramamış. Gitsin vatandaşla gönül bağı kursun. Yüzde 1.5'lik parti Meclis'e nasıl girer? Ben düşüneceğime o gitsin doğru dürüst parti olsun." (4 Ocak, NTV ile görüşme)
'Meclis'e girmek' sadece alınan oyla belirlenir. 'Doğru dürüst olmak' ise
kişiden kişiye değişen bir ölçüdür. Bazılarının 'doğru dürüst' partisi yüzde 2 oy alır, bazılarınınkiyse yüzde 35. Bana göre, eğer bir seçimde yüzde 1-2 düzeyinde oy alan parti yoksa, o ülkede ve/veya o seçimde bir 'yamukluk' vardır. Parti kıtlığında, politika zenginliği mi olur?
Gelelim, 'Yüzde 1.5'lik parti nasıl Meclis'e girer?' sorusuna. Buna iki
soruyla cevap vereyim:
Birinci sorum şudur: Yüzde 1.5 ülkemizde yarım milyondan fazla seçmeni temsil eden oy oranıdır; yarım milyondan fazla seçmenin yok sayıldığı seçimle milleti temsil eden Meclis oluşur mu?
İkinci sorum da şu: Yüzde 2'yle Meclis'e girilememesini kabul ettiğimizi var sayalım, yüzde 2 ile 10 arasında oy alan alan partiler ne olacak? Yüzde 10 alan parti 50 milletvekili çıkaracak, yüzde 9.5 alan partiyse Meclis'e giremeyecek mi? Adaletiniz bu mu?