Çözüm sürecinde kaçıncı erteleme?

2012 sonlarında, devlet adına Öcalan ile hedefe ulaşmak için, silaha ihtiyaç duyulmayacak bir ortamın yaratılması ortak kararı alınmıştı.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın bayram namazı çıkışında Kürt sorunu hakkında söyledikleri yine kafamı karıştırdı.

Anadolu Ajansı metninden çıkardığım özeti verdikten sonra Sayın Erdoğan’ın tavrını ve Kürt sorunuyla ilgili görüşlerini değerlendirmek istiyorum.

“(Dolmabahçe Mutabakatı) ifadesini asla kabul etmiyorum. Burada neyin mutabakatını, kimle, ne için sağlıyorsun? Eğer ada ile ilgili bir çalışmaysa böyle bir şey asla olmaz. Parlamentodan çok güçlü bir şekilde çıktığı zaman onun bir karşılığı olur. Bölücü terör örgütüne sırtını dayamış olanlarla bir mutabakat asla yapılamaz.

“'(Bizim silahları bırakın dememizle silahlar bırakılmaz) yaklaşımı o ayrı bir konu. Bunu adaya havale etmek o da apayrı bir konu. Yani bir taraftan sırtını oraya dayayacaksın, bunu artık herkes biliyor. Bir diğer taraftan da 'Bunu biz değil İmralı çözer' diyeceksin, öbür taraftan da hala milletvekillerini oraya göndereceksin. 6, 7, 8 Ekim tarihlernde de Kürt vatandaşları sokağa davet edenler, çağrıyı yapanlar ortada. Ondan sonra eline saz ver, (cici çocuk) diye çıkar meydanda göster. Buralarda samimi olmamız gerekiyor artık." (AA, 17 Temmuz)

Aslında Sayın Erdoğan, mutabakatın açıklandığı günden bir ay sonra Balıkesir’de ve sonra 28 Nisan’da Kuveyt dönüşü uçakta gazetecilere, geçen Cuma günü söylediklerini tekrarlamıştı: “Kürt sorunu var demek artık ayrımcılıktır. Zaman zaman ‘taraflar’ diyorlar. Siz masaya oturamazsınız. Böyle bir masa yok. Böyle bir masa olduğu anda Türkiye Cumhuriyeti devleti olmaz.”

Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım:

Hükümetimiz, 2005 sonrasında Kürt Sorununu çözmek için doğru ve temel bir karar almıştır. Son kez, 2012 sonlarında, devlet adına MİT Müsteşarı Hakan Fidan, İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmüş, bu görüşmelerin sonunda alınan kararlar çözüm süreci olarak adlandırılmış, bir kısmı açıklanmış, herhalde çoğu da açıklanmamıştır.

Açıklanan hedefi, İmralı’dan dönen Ahmet Türk kamuoyuna şu biçimde duyurmuştur: “Hedef Kürt sorununun çözümü kapsamında silaha ihtiyaç duyulmayacak bir ortamın yaratılmasıdır”.(4-7 Ocak 2013 gazeteler)

Bundan sonra Başbakan ve hükümet üyeleri, bu hedefin ilerisinde veya gerisinde, bazı niyetler, tasarılar ve projeler söylemişlerdir.

Sonuçta, “silaha ihtiyaç duyulmayacak bir ortam” yaratılmamış, oluşturulmamıştır.

Hükümetin verdiği sözün tutulmadığı anlaşılmaktadır; iki buçuk yıldır, verilen sözlerin ertelenmesinin nedeni olarak üç seçim gösterilmiştir.  

Sayın Erdoğan nasıl tanımlarsa tanımlasın, Dolmabahçe Mutabakatı diye bilinen son görüşme  ve anlaşma; taraflarca, (hükümet üyeleri, AK Parti yetkilileri, Öcalan ile görüşen HDP milletvekilleri ve devlet memurlarınca) hazırlanmış;  Erdoğan’ın başbakanlığından beri Başbakan Yardımcısı olan Sayın Yalçın Akdoğan’ın ve HDP’nin uzun süredir İmralı heyetinde bulunan Sayın Sırrı Süreyya Önder’in mutabakat kapsamını ve nasıl işleyeceğini anlatan konuşmalarının TV’den yayınıyla kamuoyuna açıklanmıştır.

İlk konuşmaya Önder; “Uzun bir sürecin önemli bir aşamasına geldik” cümlesiyle başlamış;  Akdoğan da toplantıyı şu cümle ile bitirmiştir: “Biz birlikte Türkiyeyiz ve her şey Türkiye için”!

Bu iki konuşmayı bugün de okuyan her yurttaşımızın heyecanlanacağına inanıyorum.

Oluşturulduğu günlerde, “mutabakat” açıklandığında yerinden hoplayanlardan biri de, şimdi bu mutabakattan haberi olmadığını bildiren Sayın Erdoğan olmuştur sanırım.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın habersiz görünmesinin nedeni, mutabakatın Meclis tarafından yenilenmesi görüşünün kabul edilmesi durumunda, “tekrar seçim” yapılıncaya kadar zaman kazanılacağını bilmesi olabilir. 

Ancak, Meclis'e götürme kararı verilmesi halinde, ilk kararı oluşturanların ne düşünecekleri, nasıl davranacakları önemlidir. Mutabakatın yenilenmesi düşüncesinin, çözüm süreci kararını verenler ve katılanlarla, açıkçası “taraflarca” konuşulduktan sonra kamuoyuna sunulmalıydı!

Mutabakatın “Parlamentodan çıkması” Sayın Erdoğan’a zaman kazandıracaktır ancak, bu zaman nasıl kullanılacaktır, kullanılabilir mi; hangi amaçla ve neyin karşılığında? Unutmamalı ki, bir cam vazoyla, sağa sola sallayarak oynamamalı!

Yazımı geçen yazımdaki cümleyle bitirmek istiyorum: Artık işin sonuna gelindi; çözümün doğru yolunu eminim bütün yöneticilerimiz biliyorlardır; onlara akıl satmaya gerek yok; çözmek istiyor veya istemiyorlarsa da, sonuçlarını biliyorlardır umarım!