Çözümleri nereden bekliyoruz?

İktidar ve anamuhalefet partileri başkanlarının geçen haftaki konuları aynıydı: Yurttaşların kimliği.

İktidar ve anamuhalefet partileri başkanlarının geçen haftaki konuları aynıydı: Yurttaşların kimliği.
Salı günü sayın Erdoğan başladı: "Bu siyaset üstü bir meseledir. ... Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı hepimize yeter bir güvencedir. ... Bizi, birleştiren, bir arada tutan bu üstkimliğimizdir. ... Unutmayalım ki biz bir mozaiğiz. ... Bunu bir üstkimlikle bütünleştirdiğiniz zaman ki o Türkiye Cumhuriyet vatandaşlığıdır- işte bunu yakalarsınız."
Arkasından sayın Baykal geldi: "Türk kimliği bir altkimlik değildir. ... Niye Türk milletini bir üstkimlik olmaktan çıkarıyorsun? ... Türkiye çok uluslu bir devlet midir, tek uluslu bir devlet midir? Çok ulusluluk süreci içine girersek Balkanlaşma, Yugoslavyalaşma ... tehlikesine doğru sürükleniriz. ... Bu çok ciddi bir olaydır."
Bu konuşmalar Şemdinli olaylarının düşündürdüğü Kürt sorunuyla başladı, vatandaşlık sorunlarına yayıldı.
Liderlerin açıkladığı politikalar nerede ve kimlerin katılımıyla, nasıl belirlendi? AKP Merkez Yürütme Kurulu'nda görüşüldüğü yazılmıştı ama genel başkanlarının eğilimine karşı konuşanların bulunduğunu sanmıyorum. CHP'deyse Kurultay'da seçilen(!) Parti Meclisi henüz toplanıp, Merkez Yönetim Kurulu'nu seçmemişti.
2000 yılında Altan Öymen'in başkanlığındaki CHP'nin Merkez Yönetim Kurulu toplantılarından birinde, Güneydoğu konusu tartışılırken, üyelerden biri cebinden çıkardığı kâğıttan okuyarak görüşlerini açıklamıştı. O ara dönemde, Merkez Yönetim Kurulu'nun gerçekten 'Karar organı' olmasına uğraşılıyordu.
Arkadaşımız, sözlerine tarihi gelişmelerin özetiyle başladı; 10 yıldan fazla zaman süren silahlı çatışmanın tahlilinden sonra, partinin politikasının ne olması gerektiğini, adeta bir manifesto okur gibi anlattı.
O kişi şimdi de Merkez Yönetim Kurulu üyesidir; görüşlerini değiştirmediğini sanıyorum. Baykal ve bu durumdaki siyaset adamı bakımından değişik ihtimaller düşünülebilir: Baykal bu üyenin ne düşündüğünü bilmiyordur veya biliyor ama dikkate almıyordur. Bence Baykal üyelerin görüşlerini anlayabilecek durumdadır, ancak çalışma arkadaşlarını ikna etmesi veya görüşleriyle uyumlu konuşması gerektiğine inanmamaktadır.
AKP'de de genel başkanlarından farklı düşünen yöneticiler herhalde vardır.
Aynı durumda siz olsanız ne yapardınız? En geç 2 yıl sonra seçim vardır ve bütün arkadaşlarınız gibi sizin de milletvekilliği adaylığınız, liderinizin dilinin ucundadır. Önünüzde iki seçenek kalır, partinizden ayrılmak ya da susup oturmak!
Bu trajik gibi görünen iki yol arasındaki zorunlu tercih, aslında siyaset adamının Ankara'ya geldiği ilk haftalarda yapılır. Yıllarını partisine veren ve/veya gelecekte de siyasete devam etmek isteyenler, susup oturmayı daha başlangıç günlerinde öğrenirler. Bundan sonra onlar, genel başkanlarının kendilerini her gün yok saydığını fark etmezler bile! Lidere bakıp, onun eğilimlerine göre davranmak bilinçsizce uyulan doğal bir durumdur.
Garip olan, karar organlarında düşüncelerini söylemeden oturan kişilerin oluşturduğu partilerden, Türkiye'nin sorunlarını çözmesini beklemektir!