Dağı taşı sarsacak 'uyum'

Basınımızda AB ile görüşmelerde ele alınacak 35 başlık içeriği tanıtılıyor. Yazılarda ve konuşmalarda görmediğim, siyasal hayatımızdaki değişim gereğini hatırlatmak istiyorum.

Basınımızda AB ile görüşmelerde ele alınacak 35 başlık içeriği tanıtılıyor. Yazılarda ve konuşmalarda görmediğim, siyasal hayatımızdaki değişim gereğini hatırlatmak istiyorum.
Belki de, 35 konuda uyum sağlandığında, siyasal hayatımızın da değişeceği varsayılıyordur! Doğrudur, her alanda yapılan uyum çalışmaları diğer alandaki yaşamı az-çok etkileyecek, değiştirecektir ama, istatistik, balıkçılık gibi konuların bulunduğu görüşme listesinde, 'siyasal hayat' başlığının bulunmaması kanımca eksikliktir.
Bu eksikliği Avrupalı siyaset adamlarının görmemesini anlayamıyorum. Her ne kadar, siyasal hayatın bütün kurumları AB'deki adlarıyla Türkiye'de de aynı adlarla var görünmekteyseler de, AB'deki ve bizdeki 'siyasal partiler' işlevleri ve alanları değişik iki kurum kadar farklıdırlar.
Önce bu görüşümü anlatmalı sonra da bunun sonuçları üzerinde durmalıyım.
Bizim ülkemizde, bir kişinin ayak gücüyle hareket ettirdiği iki tekerlekli araca, 'bisiklet' yerine 'otobüs' denseydi, görüşmeler sıra 'ulaştırma' bölümüne gelince nasıl gelişirdi? Herhalde önce tıkanır gibi olur, sonunda tanımlar üzerinde anlaşılması kararlaştırıldı.
'otobüs standartı' ile bisiklet üretecek sanayi nasıl kurulabilir ki?
Avrupa'daki 'siyasal parti' ile, ülkemizde adları 'Parti' kelimesiyle biten kurumlar, birbirinden bisikletle otobüs kadar farklıdır.
Avrupa'da siyasal parti, halkın yaşamıyla ilgili düşünceleri aynı olan ve birbirleriyle iletişim içinde politika üreten, bu işlevlerinin mekanizmalarını yine görüşerek belirleyen insanların oluşturduğu bir kurumdur.
Türkiye'deyse bir kişinin, halkın yaşamıyla ilgili düşüncelerini uygulaması amacıyla seçim kazanmak için bir araya getirdiği insanların toplandığı derneğe siyasal parti denilir.
Sıra temel haklar ve özgürlük konularına gelince, Avrupalı siyaset adamları, ülkelerindeki siyasal partilerin Türkiye'de de bulunduğunu varsayarak, bu alanda Avrupa Müktesebatı'na uyumun koşullarını söyleyeceklerdir. Bu görüşmelerde, partilerde 'üye', 'örgüt birimi', 'kongreler', merkezdeki 'genel kongre' ve 'merkez karar organları', 'parti lideri' tanımlarının Avrupa'da ve Türkiye'de aynı olduğu kabul edilecektir.
Oysa 'parti üyesi', Avrupa'da partinin her eylem ve kararında sözü geçen siyasal bir öğe; Türkiye'deyse üye olup olmadığına yöneticilerin karar verdiği, parti içindeki ilişkilerde bir tarafın gücünü ilan etmek için kullandıkları fiziki bir öğedir. Avrupa'da ve Türkiye'de, kongre, yönetim kurulu ve diğer kavramların yerleri ve işlevleri çok farklıdır.
Avrupa'da bir parti kongresinin sadece kapısından içeri bakıldığında fark görülür. Bu kongrelerde üyelerin temsilcileri, önce temsil ettikleri kesimlerin ve yaşadıkları yerlerin ihtiyaçlarını söyler ve çıkarlarını savunurlar, sonra yöneticileri seçerler.
Bizde de yapılanlara aynı ad verilir, üyelerin temsilcileri kongrelerde, yöneticileri ve liderleri seçerler; politikalar ise, görüşülmeye gerek görülmeden oylanır ve kabul edilir. Avrupa ile siyasal hayatımızdaki fark üyenin de, temsilcinin de, kongrenin de, seçimin de, oylamanın da 'gerçek' olmayışındadır.
Her şeyi konuşuyoruz da, siyasal partilerimizin Avrupa'daki örneklerine uyumunu konuşmuyoruz. Sıra, siyasal partilerdeki dağı taşı sarsacak değişime gelmeyecek mi? Nasıl? Bu ayrı bir konu, önce durumu belirleyip, anlayalım!