Davutoğlu ve Akdoğan; bir de Babacan

İktidara hakim takım, huzursuzluğun ve terörün ortaya çıkartacağı umutsuzluğun yaygınlaşmasını önleyemeyecektir. 

Cumartesi gecesi, Ak Partisi İstanbul İl Başkanlığı binasına saldırıldı. Anadolu Ajansına göre, gece saat onbuçuğa doğru, “iki kişi” binaya “silahlı saldırıda bulundu”.

Haberin bundan sonrası, "operasyon düzenlendi, Emniyet müdürü olay yerine geldi…” gibi devam ediyor.

Olayın önemi ve genişliği, failler yakalandığında anlaşılacaktır.

Ak Parti İstanbul İl Başkanlığı'na, bir çocuk mantar tabanca sıkmış bile olsa, benim yaşımda olanlar üzülürler; ben de devletin olayın faillerini kısa zamanda bulmasını istiyorum; alınacak sonuca göre değerlendirip, ne demek gerekirse yazarım.    

Böyle olaylar, yarar görmeyi umut edenlerin tertipleridir. Dış devlet veya organize iç odaklarsa saldırganlar hemen yakalanamaz; failler genç militanlarsa polis kısa zamanda yakalar; bir iki günde anlaşılacaktır kimlerin marifeti olduğu!

Önemli olan, iktidar partisinin İstanbul İl Başkanlığı'na silah sıkılacak duruma geldiğimizin ortaya çıkmasıdır.

Başbakan’ın olayı nasıl karşıladığı önemliydi.

Başbakan Sayın Davutoğlu’nu, Kilis Dağ Karakolu ve çevresindeki temaslarından sonra, akşam 19’u geçen saatlerde Ceylanpınar’da halka hitabı sırasında televizyonda izlemiştim.

Doğrusu, televizyondan izlediğim Ceylanpınar konuşmasında Başbakan; bir aydan beri hızlandırdığı ayrımcılığa devam etmişti. Oradan Şanlıurfa’ya geçtiği ve derneklerle yemekli bir toplantıda konuştuğu anlaşılıyor. Geç Saatlerde de, İstanbul Sütlüce’de Partisinin il başkanlığına gelmiş.

İl başkanlığında ilgililerden bilgi aldıktan sonra, gazetecilere konuşmuş Başbakan. Yorgunluktan olacak, karmakarışık bir konuşma yapmış basın mensuplarına. Galiba bulunduğu salonda halk ve teşkilat mensupları da varmış; basın toplantısı ve halka hitap birbirine karışmış.

Anadolu Ajansı’nın yazdığına göre konuşmanın sonunda Davutoğlu, “Hiçbir şekilde Türkiye’de huzursuzluğun ve terörün ortaya çıkartacağı umutsuzluk atmosferinin yaygınlaştırılmasına izin vermeyeceğiz. İstanbul teşkilatımıza geçmiş olsun diliyorum. Vatandaşlarımıza, İstanbullu hemşerilerimize, soğukkanlı tavırlarıyla ülkelerine sahip çıkma iradelerini sürdürmeleri nedeniyle teşekkür ediyorum" demiş.

Cumartesi günü yaptığı üç konuşma Sayın Davutoğlu’nun, ülkemizin içinde bulunduğu durumu anlamadığını gösteriyordu.

Bugün saldırıyı duyan yurttaş, “Genel başkanı olduğu Parti’nin İstanbul İl Binasını koruyamayan Başbakan beni nasıl koruyacak?” diye sormaz mı?

Davutoğlu bu sorunun bütün ağızlarda dolaştığını bilmiyor gibi konuşmuş!

Başbakan’ın “Huzursuzluğun ve terörün ortaya çıkartacağı umutsuzluk atmosferinin yaygınlaştırılmasına” izin vermek istemediği muhakkak da umutsuzluğun yayılmasını nasıl önleyeceği belli değil!

Sayın Davutoğlu’na durumu anlaması için bir kaynak önereceğim: Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, son yıllardaki konuşmalarının, demokrasi ve hukuk devletinin özellikle Türkiye için niçin ve ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştığı kesimlerini bir araya toplatsın. Bunlar uzun değildir, nihayet bin kelimelik bir metin ortaya çıkacaktır.  

Sayın Babacan’ın insan hakları, hukuk devleti ve demokrasi üzerine söyledikleri, sanki Erdoğan’a ve Davutoğlu’na söylenmiş gibidir.

Davutoğlu’nun bir başka yardımcısı da sayın Yalçın Akdoğan’dır; onun da söyledikleri var, Ali Babacan’ın baktığı yerlerden çok farklı yerlere bakan.

Eskilerine gerek yok, sayın Akdoğan’ın, Milliyet’te cumartesi günü yayımlanan demeci okunduğunda Davutoğlu’nun, sayın Babacan’ın değil, “Akdoğan’ın görüşlerinin” etkisinde kaldığı, hatta onlara bağlandığı görülür.

Akdoğan’ın, kendi öz görüşlerine itibar etmeyip, belgelenmiş konuşmaları yerine, Erdoğan’ın görüşlerini yapıştırdığı bilinmektedir. O halde, Davutoğlu, Akdoğan’ın değil, gerçekte Erdoğan’ın görüşlerini tekrarlamaktadır.

Erdoğan, Davutoğlu ve Akdoğan ile yıllardır hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi diyen Ali Babacan farklı yerlerde bulunmaktadırlar.

İlk takımın son iki günde söylediklerine bakar mısınız? Erdoğan ve onunla birlikte olanlar adeta, “Huzursuzluğun ve terörün ortaya çıkartacağı umutsuzluk atmosferinin” yaygınlaşmasını sağlamaya çalışmaktadır!

Huzursuzluğu ve terörü önlemek için, hukuk devleti ve demokrasiye muhtacız! Başbakan’ın dün öğleden sonra, sosyal medya Twitter’den yaptığı açıklama, anlayış ve görüşünde maalesef hiçbir değişiklik olmadığını bir kez daha gösterdi.