Davutoğlu'nun gerçek üslubu bu mu?

AK Parti kongresinden başlayarak, düne kadar, kovalamaca içinde, karşısındakilere bir küfür etmediği kaldı!

Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun üslubundan rahatsızım; sizlerle Davutoğlu’nun o üslubunun gerçek mi, yapay mı olduğunu konuşacağım:

İnsanların huyunun, üslubunun değişmeyeceğini, uzun yıllar içinde, o da “değişti” denmeyecek ölçüde, bir yöne doğru evrileceğini biliyorum; şimdiye kadar bir ölçüde aksini çok az görmüşümdür; değişenler çok azdır.

Siyaset adamlarının kişisel hayatlarındaki üslup ile mikrofon veya ekran üslubunun farklı olduğu da görülmüştür, Değişik zamanlardaki üslubun hangisinin gerçek olduğunu merak edersiniz; ben de kamuoyuna açık ve kapalı konuşmalarındaki farkı sorguluyorum; özellikle 28 Ağustos sonrasını …

Sayın Davutoğlu ile iki üç kez karşılaştım. İlki sekiz dokuz yıl kadar önceydi; Ankara yolculuğunda uçakta yan yana oturmuştuk, sıcak selam verdi; konuştuk. Öğretim üyeliği ve başbakanlık müşavirliğini birlikte sürdürdüğünden haftada iki veya üç gün Ankara’ya geliyordu; üniversite sorunları hakkında düşüncelerimizi paylaştık.

İddialı kişilik görmedim tavırlarında ve sözlerinde; hatta ülkeyle ilgili görüşlerine kendisini katmıyordu; değerlendirmeleri de aşırı değildi, insanları nitelendirirken titizdi, gözlemlerini abartmadan anlatıyordu. Bende bıraktığı izlenim iddiasız, mütevazı yetişmiş bir kişiydi; kibirden eser yoktu sözlerinde.

Sonra, Dışişleri Bakanı olmadan, TESEV’in düzenlediği kapalı bir oturumda “Türk Dış Politikası” üzerine konuşurken dinledim Davutoğlu’nu. 25-30 kişiye, notlarına çok bakmadan bir buçuk saat kadar konuştu, sonra soruları cevapladı. Sözleri iddialı, üslubu iddiasızdı. ABD’nin Irak politikasını ve Türkiye’nin Ortadoğu devletlerindeki otokratik eğilimleri eleştirdiğini hatırlıyorum. Dış politikada iddiaları vardı; yerini kimseyi sakınmadan açıklıyordu; uygar, batılı bir politikacıya benzetmiştim.

O günden sonra gazetelerden izlediğim kadar biliyorum Davutoğlu’nu; ; yorulmak bilmeyen, iddialı, hafızası güçlü, etrafına saygılı bir siyaset adamı olarak görülüyordu.

Bu hikâyeyi Başbakan olduktan sonraki üslubunu geçen sekiz yıl içinde yakalayamadığıma esef ettiğim için anlattım. Hangisi doğru, hangisi yapmacıktı şimdi bile söyleyemiyorum; belli olmaz ikisinin farklı olmadığını da iddia edenler de vardır!

Genel Başkan seçildiği AK Parti kongresinden başlayarak, düne kadar bir kovalamaca içinde, karşısına aldıklarına bir küfür etmediği kaldı! Nasıl bir şeydi bu?

Kendi grubunda, Meclis’te, partisi örgütü karşısında, kamu kurumları genel kurullarında, halk toplantılarında hiç fark etmiyor, hep “alçak”, “hain” ve benzeri ithamlar… Her cümlede inancını belirleme gösterişleri…

Toplum zaten gergin; olabildiğince bölünmüş, kibrit çaksan parlayacak durumda; daha ne isteniyor?

Kime özeniyor da eski sade üslubunu zorluyor; kimin önüne geçmek, kime kendini beğendirme telaşıyla önüne çıkanları azarlıyor, samimiyetle söylüyorum, anlayamadım!

Dün Kayseri de, eskilerine “kaos peşindeki yarasalar” benzetmesini ekledi; itham ettiği CHP lideriydi; “hayatın normalleşmesinden memnun olmazlar” diyordu. 27 Mayıs’a atıf yapıyor ve devam ediyordu: “Yarasalar, barajlara saldırırlar, yollara saldırırlar ..”.

Sayın Erdoğan’a anlatamadım 27 Mayıs’ı; bir kez de Davutoğlu’na sesleneyim: 27 Mayıs; ifade özgürlüğünü ve siyasal hakları sınırlamış, Meclis'te, tutuklamaya varan aşırı haklar verilmiş ve kurulduğu günün gecesinde gazeteci ve siyaset adamı tutuklayan bir komisyon kurmuş, liderinin zaafına kapılmış bir iktidarın karşılaşacağı müessif bir olaydır. CHP o olayın arkasında durmamış, o olaydan sonraki 18 ay içinde, bazı liderlerin “lüks” dediği Anayasa’nın yürürlüğe girmesini; nispî temsil esasının uygulandığı seçimin yargı yönetiminde yapılmasını sağlamıştır.

O günlerdeki CHP’ye benzetilmek, şimdiki CHP’yi ancak onurlandırır.

Sayın Davutoğlu’nun hangi üslubu gerçektir bilmiyorum; umarım ve isterim ki, bugünkü gerçek olmasın; gerçek bilgi ve söylemine bir an önce dönsün!

http://www.radikal.com.tr/1221381122138114

YORUMLAR
(14 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

CHP ve Tek Parti Zamanı Örneği - user401060

Geçenlerde "1930'larda CHP Genel Sekreteri aynı zamanda İç İşleri Bakanıydı!" dedi. 80 yıl once Tek Parti Dönemini örnek gösterdi. Adı üzerinde "Tek Parti Dönemi". Hangi mukayese gücü ile Tek Parti Dönemil ile Çok Partili Dönemi kıyaslanır anlaşılır şey değil. Bu şunu söylemeye benziyor : "Şimsi Altına kaçırıyorsun!" diyene, "Sen de çocukken altına kaçırıyordun!" demeye benziyor.

Başbakan. - user781727

Anlattıklarınız ve görünen o ki. Sayın Davutoğlu nun önünde iki yol varmış. Birincisi sizin ilk gördüğünüz halindeki yol, ikincisi başbakan olmak. İlkinde kalsaydı kendisi olacaktı, ama o ikinciyi seçti. Ak parti kavga üstüne kurulu bir parti, ülkemizde kavgacı insanlar çoğunlukta olduğu sürece, kavgacı ağzıyla konuşmak, kazanmak için yeterli. Keşke akpartili insanların yüzde 1' i gazetelerde bu tür yazıları okuyup anlayabilselerdi. Daha fazla tomayla, daha fazla polisle, daha fazla sansürle, daha fazla hakaretle, demokrasi olmayacağını, yada demokrasinin ne olduğunu öğrenmiş olurlardı.

"Cahilden Korkma Yarı Cahilden Kork" Derler... - Ali Fakı

Cahil, bir sokak savaşçısı idi. Kupon arzailerden filan rant yaratma, siyasi otoritesini kullanıp milyarlık ihale ortaklıkları kurma ve paylaşıp "Havuzlar" oluşturmada ustalığı ve uzmanlığı dillere destan olmuştu... Yarı cahil ise, Endonezya'nın mı bimem ne İslamik Üniversitesinden kazandığı ve burada da geçerliliğini sağladığı akademik ünvanı ve çok akademik gibi görünen, "Komşularla Sıfır Sorun" ve "Stratejik Derinlik", "Değerli Yalnızlık" gibi kavramlarla, kendinden daha cahilleri kandırmayı başardı ve yüksek devlet koltuklarına, bir karikatür gibi oturdu. Celal Şengör Hoca, uluslararası akademik dergilerde atıf alan bir tek makalesinin olmadığını yazmıştı da inanamamıştık. Şimdi bunlara da gerek kalmadı; yaptıklarına bak ve notunu ver! Suriye'deki despotun koltuğunu elinden almak için ortaya koydukları seçeneklere bak: 200 binden fazla ölü, milyonlarca aç ve sefil mülteci, Irak sınırlarımızdaki PKK terör üsleri yetmiyormuş gibi, şimdi de 900 km. lik Suriye sınırımızı da, PYD/PKK terör devleti ve IŞİD yamyam terör devleti ile paylaşıyoruz. Bunlara ek olarak da, "Demokratik Açılım" süreciyle başlayan ve giderek şiddetlenen BÖLÜNME AÇILIMI! Al sana Başarı!

göremediğiniz nokta - efeg27

Davutoğlunun üslubu bana garip gelmiyor size neden geliyorki? bir kere bu adam RTE nin yönettiği hükümetin bakanıydı, RTE nin küfürlü konuşmasına şaşıran olmayacağına göre o da göre göre duymaya ardından konuşmaya alışmış olmalı, hatta böyle yönetiliyor sanıyorda olabilir. Üstelik gerek danışman gerek bakan olarak öne sürdüğü ve hem kalbinden hem kafasından geçen tüm fikirlerinin çöküşünü görüp tamamen saçmalık olduğu ortaya çıkınca eski bir akademisyen olarak kendini sorguladığından eminim, bu kadar başarısızlığı kendine kabul ettirmek kolay iş değil bünyesinde tepki de böyle ortaya çıkıyor olmalı, üstüne bir de RTE nin süt oğlanı konumu varki altında eziliyor. Düşününki hükümetin başısınız ama aslında değilsiniz !

çakma Cüneyit - user459259

Özellikle BB olduktan sonra Cüneyt Arkın'ın filmlerindeki ses tonu ve vurguyu taklit ediyor gibi bir ses çıkarıyor.

Rol model 1400 yıl önce yitirilince... - mamoste marûf

Sayın Tarhan Erdem teşhisi koymuş ama Davutoğlu'ndaki kimlik ve kişilik kaymasının nedenini açıklayamamış. İslami ekolden gelen siyaset ve kültür insanının evrensel dramıdır; namaz, oruç gibi ameli hususların dışında hiç bir sağlam değer yargıları yoktur. İdeolojik olarak Hitler- Lenin ve Hasan El Benna arasında savrulup dururlar. İnsan hakları, demokrasi gibi değerleri Batı mamülatı olarak telakki ettiklerinden, mantıklı anlarında benimser gibi olsalar da duygusal zekalarının devreye girdiği "müminlik" anlarında hemencecik ret ederler. Bu da onları iflah olmaz birer oportüniste dönüştürür. Rol modellerini 1400 yıl önce yitirdiklerinden ve ondan geriye hiç bir görsel-işitsel materyal ulaşmadığından üslup, nutuk, jest, mimik ve belagatta tanıdıkları en başarılı seleflerini taklit ederler. Bu denklemin sağlamasını şöyle yapabilirsiniz; Davutoğlu'nda Tayip Beyi, Tayip Beyde Necip Fazıl'ı, Necip Fazıl'da Şeyh Arvasiyi arayın, kesinlikle bulursunuz.

Karikatür - erdal mirza

Sayın Erdem üşenmemiş karikatür Başbakana uyarı ve ders niteliğinde yazı yazmış.Çabası boşuna!"Öteki"ve düşman"yaratarak siyaseten başarılı olayı ilke edinmişlerin bu uyarıları dikkate almaları söz konusu bile değil.Kandan beslenen kimi haşereler gibi kimileri de,düşman yaratarak beslenir.Bu duruma bakarak ülkenin ve toplumun ne günlere kaldığını üzülerek görüyor,kendimin de daha gür ses çıkarmayarak bu işte ki sorumluluğumu sorguluyorum.