Değişim istiyor muyuz?..

Dünkü Resmi Gazete'de, Anayasa Mahkemesi'nin, Belediye Kanunu'nu </br>iptal eden kararı yayımlandı. Gerekçenin özü; yasanın tümünün oylanmamasıdır.

Dünkü Resmi Gazete'de, Anayasa Mahkemesi'nin, Belediye Kanunu'nu
iptal eden kararı yayımlandı. Gerekçenin özü; yasanın tümünün oylanmamasıdır.
Kararı yorumlamaya geçmeden, kanunun başından geçenleri hatırlayalım:
Belediye kanunu kasarısı, 9 Temmuz 2004'te Meclis'te kabul edilerek Cumhurbaşkanı'na onay için gönderilmişti. Sayın Sezer 22 Temmuz'da kanunu, 'üç, 14 ve geçici dördüncü maddelerinin TBMM'ce bir kez daha görüşülmesi için' Meclis'e iade etmiştir.
Meclis Komisyonu, geri gönderme gerekçelerini inceleyerek, üç ve 14'üncü maddeleri değiştirip, Geçici dördüncü maddeyi metinden çıkararak Genel Kurul'a sunmuştur.
Komisyon raporu Meclis Genel Kurulu'nda 7 Aralık'ta ele alınmıştır. Rapor oylanarak, üç ve 14 maddeler değiştirilmiş ve geçici dördüncü madde de metinden çıkarılmıştır. Ancak, tümü oylanmadan kabul edildi sayılarak kanun Cumhurbaşkanı'na gönderilmiştir.
Bu kez Cumhurbaşkanı yapılan değişikliği yeterli gördü ve kanun 24 Aralık'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yayımdan sonra, CHP Meclis Grubu, oylamayla ilgili gerekçelerle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur. Yüksek mahkeme kanunun, 'TBMM İçtüzüğü'nün
81. maddesinin son fıkrası uyarınca tümünün yeniden oylanması gerekirken buna uyulmadığı' gerekçesiyle, 'Belediye Kanunu'nun şekil yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline'; iptal kararının Resmi Gazete'de yayımından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. İşte dün yayımlanan bu karardır.
Bu karara göre, boşluk doğmaması için, yeni belediye kanunu 13 Ekim'e kadar yayımlanıp yürürlüğe girmelidir!
Asıl üzerinde durmak istediğim, Belediye Kanunu'un 'şekil yönünden' olduğundan daha çok, özü bakımından Anayasa'ya aykırılığıdır.
Cumhurbaşkanımızın yazılarında ve Anayasa Mahkemesi'nin kararlarında şu
husus birçok kez tekrarlanmıştır:
Anayasa'nın 126 ve 127. maddelerine göre illerde, merkezi yönetimin uzantısı olan ve 'yetki genişliği' esasına göre oluşturulan il genel yönetimi ile yerel yönetim örgütlenmesi olan ve 'idari vesayet' ilkesine göre oluşturulan il özel yönetimi ve belediye bulunmaktadır. Yerel yönetimler, o yere özel olmayan kamu göreviyle görevlendirilemez.
Bu görüşler, Anayasa'nın özünü yansıtmaktadır. Anayasa'yı hazırlayıp halkoyuna sunan yönetimin başındaki kişilerin temel tercihleri güçlü bir merkezi yönetim kurmaktı. Hedeflerini ve gerekçelerini birçok kez açıklamış olan 12 Eylül yöneticileri, her şeye hâkim merkezi yönetim kurma amaçlarını Anayasa'nın bütününe ve pek çok maddesine yansıtmıştır.
Meclis çalışmalarında yapıldığı gibi, bir maddesindeki 'Beldenin ve belediye sakinlerinin' ibaresi 'Belde sakinleri' biçiminde değiştirilince bir kanun, Anayasa'ya uygun duruma gelmişse, o kanunla kurulan yönetim, güçlü merkezi yönetimin uzantısı olur; yerinden demokratik yönetim o kanunla kurulamaz. Artık, Anayasa'ya aykırı olmayan kanunla yerel yönetimlerde reform yapılamayacağını açık biçimde anlamalı ve içimize sindirmeliyiz.
Ülkemiz yönetim sisteminin kurum ve mekanizmalarını gözden geçirip
yenilemeliyiz. İbare değiştirerek kendimizi kandırmayalım, yönetim sistemini bütünüyle değiştirmeliyiz. Buna engel olan Anayasa'dır, ilk işimiz Anayasa'yı bütünüyle tartışıp yeniden yazmaktır.