Demokratik Cumhuriyet için

Kürt sorunu Başbakan-lık'ta ilk kez sivil bir girişimle görüşüldü.

Kürt sorunu Başbakanlık'ta dün ilk kez bir sivil inisiyatifle görüşüldü.
Sonuç ne olursa olsun; toplantıdan çıkanlar, önceki durumlarını korudukları anlamında konuşmuş olsalar bile, böyle bir konunun adı konarak konuşulması önemli bir gelişmedir.
Toplantı başlangıcında Başbakan Erdoğan ile kendilerini 'Terörün tırmanmasından endişe duyan yurttaşlar grubu' olarak tanımlayanların sözcüsü Gencay Gürsoy görüşme gündemi hakkında bilgi verdiler.
Ben, bu tip toplantılar öncesinde tarafların konuşmasını, görüşmeleri kısıtlayıcı bulurum. Başbakan neleri görüşebileceğinin sınırlarını, sivil inisiyatif sözcüsü de neler beklediklerini oldukça açık biçimde belirttiler. Toplantı kimse kendini bağlamadan başlasa, sınırı, görüşmeler belirleseydi daha ileri adımlara fırsat verilirdi.
Başbakan konuşması içinde, iki kez 'Demokratik Cumhuriyet' deyimini kullandı. Doğrusu, bu kavramın Başbakanlık'ta, Başbakan'ın ağzından çıkması bile toplumsal bir gelişmeyi göstermektedir.
Çünkü, değişik zaman ve ortamlarda söylenen 'Demokratik Cumhuriyet' kavramıyla, 'Cumhuriyet'in 'demokratikleştirilmesi' ihtiyacı vurgulanmaktadır. Cumhuriyet demokratikleşecekse, siyasal rejimimizin temelinde reform yapılacak demektir. Bu değişimi hatırlatması nedeniyle, dün bu deyimi Başbakan'ın kullanmasını, bir gelişme olarak nitelendiriyorum.
Diğer taraftan, 'PKK'nın silahlı eylemlerine son vermesini' ve 'hükümetin gerekli açılımları yapmasını' birlikte istemek ve birlikte düşünmek Kürt sorununu, terörle aynı başlık altında ele almak anlamına gelir. Bence, Kürt sorunuyla bugünkü terörü ilgilendirmek, bunları birlikte düşünmek, sorunun çözümünü kolaylaştırmak yerine zorlaştırır.
Terör ve Kürt sorununun koşulları ve ilişkilerini birlikte görüp var saydığınızda, bunları aklınızda tutarak masaya koymanız gerekir. Bu koşullar ve ilişkilerin aklınızda olması, çözüm arayışını bitirir, makul çözümleri bile masadan kaldırır. Terör yapanlarla, Kürt sorununun varlığını kabul edip, çözümünü isteyenler her zaman aynı kişiler ve gruplar değildir ki, bunları birlikte düşünelim.
Diğer taraftan, Kürt veya terör sorununu birlikte düşünmenin bir sonucu da, Kürt sorunuyla ilgili plan veya politika üzerinde çalışmaya, terörü de katmaktır. Oysa, bunlar birbirinden çok ayrı olduğu gibi, muhatapları da aynı kurumlar değildir. Bu nedenle Kürt sorunuyla ilgili bir bildiri, teröristleri konuya katmadan, onlardan bir şey beklenmeden yazılmalıdır.
Aynı biçimde, terörü konuşurken de Kürt sorunu araya sokulmamalıdır.
Terör ve Kürt sorununun birlikte düşünülmesi, kendini Kürt kabul edenlerin sorunlarının bütünüyle onlara özgü olduğu sonucunu da verir. Oysa, Kürt sorunu diye kısaca ifade edilen konuların, sadece onlara ait olduğunu kabul edersek, hiçbirine çözüm bulamayız!
Kürt sorunu ayrımlarının birçoğu doğrudan veya dolaylı olarak yönetim biçimimizle ilgilidir. Bugünkü yönetim biçimini değiştirmeden bu soruna çözüm bulunamaz.
Özetlersem, 1) Kürt sorunu ve terör, aynı masada belli bir amacın iki ayrı parçası olarak konuşulmamalıdır. 2) Kürt sorunu içinde sayılan pek çok konu, sadece kendini Kürt sayanların değil, halkın diğer kesimlerinin de sorunudur. 3) Dünkü tartışmanın başlıca konusu, Kürt sorununun özü olan yönetim sistemi olmalıydı.
Toplantı ve sonrasındaki ilk açıklama bana bunları düşündürdü.