Derneklerin projesi var mı?

Yükseköğretimdeki yaralarımız dün, 'İşte YÖK'ün Üniversiteleri' başlıklı haberde, bir kez daha görüldü. Her satırda ayrı bir kanama vardı.

Yükseköğretimdeki yaralarımız dün, 'İşte YÖK'ün Üniversiteleri' başlıklı haberde, bir kez daha görüldü. Her satırda ayrı bir kanama vardı.
Maliye Bakanlığı'ndan Ahmet Kesik'in hazırladığı raporda, iç karartıcı sayılar sıralanmıştı. Aslında, bu verilerin daha da acıtanları, yıllık YÖK raporlarında da vardır. Tabii durumu herkesin değişik biçimde anlatması ve bizim de sık sık okumamız yararlı oluyor. Benim asıl dikkatimi çeken, rapor özetinin yanındaki 'Akademisyenler uyardı' başlıklı haberdi. (Radikal, 6 Ekim) Biliyorsunuz, Bakan Çelik, yükseköğretim üyeleri derneklerinden, yükseköğretim kanun tasarısı (taslak) hakkında görüşlerini bildirmelerini istemişti. Altı (İzmir, Gazi, ODTÜ, Uludağ, Trakya, Samsun) üniversitenin derneklerinin temsilcileri de, Bursa'da toplanmış ve taslağı görüşmüşler. Basın açıklamalarında, ortak düşüncelerini 'kamuoyuna duyurduktan' sonra, 'ortak bir ilke doğrultusunda bakanlığa' ileteceklerini bildiriyorlar. Önce açıklama, sonra görüşülecek kuruluşa (burada bakanlığa) tebliğ etme, sonra da görüşme masasına oturma; ülkemizde çok yaygın bir 'uzlaşma' (doğrusu uzlaşmama) yöntemidir! Dernek temsilcileri bu yöntemlerini bildirmekle kalmıyorlar, görüşmelerin sonucunu da açıklıyorlar: "Öğretim elemanları derneklerinin ilkelerini bir bütün olarak içermeyen çalışmalar, ortak çalışma ve eylemlilik alanı olarak kabul edilmeyecektir." Çok gelişmiş, sonuç alıcı bir görüşme anlayışı değil mi?!
Yaklaşım biçimi çok görüldüğü için, üzerinde durmayıp, dernekler adına yapılan açıklamayı okuyalım:
"Anayasa'da yer alan Cumhuriyet'in ana ilkeleri doğrultusunda üniversitelerine mutlaka sahip çıkılacaktır."
"Var olan taslakların ortak özelliği, yükseköğrenim hizmetlerinin özelleştirilmesini amaçlayan uluslararası hukuki düzenlemelerle uyumlu neoliberal politikaların hayata geçirilmesidir."
"Yükseköğretimde fırsat eşitliği anayasal bir haktır. Yükseköğretim parasız olmalıdır. Yükseköğretim Yasası, bilim özgürlüğünü güvence altına almalıdır."
Naklettiğim sözlerin gerçekten söylendiği kabul edilerek, bir-iki görüşümü yazmak istiyorum; haber yanlışsa sevinerek yazdıklarımı değiştirmeye hazırım:
Son zamanlarda sık sık Anayasa'ya gönderme yapılıyor ya, dernekler de Anayasa'yla başlıyorlar, ben de soruyorum: Anayasa'nın sahip çıkmadığı 'Cumhuriyet ilkeleri' yok mu? Anayasa'nın hangi ilkelerine sahip çıkılacak? Anayasa'nın 130 ve 131'inci maddeleri yürürlükte kalacaksa, çağdaş üniversite olunabilir mi?
Taslak ancak, yükseköğretimle ilgili mevcut yasalarda kurulmuş merkezi sistem kabul ediliyorsa savunulabilir. Gerek yasaların tanımladığı sistem ve gerekse uygulama, gençlerimizin geleceğini karartmıştır. Yeni taslak da mevcuttan farklı değildir. Yenisini de eskisini de savunanlar, bilerek ya da bilmeyerek, yanlışlığın sürmesine yardımcı olmaktadırlar.
Öğretim üyelerinden, ülkemizin ve halkımızın ihtiyacı olan yükseköğretim hedeflerini belirlemeleri, bunlara uygun kurumları tanımlamaları, kaynaklarımızla uyumlu proje üretmeleri beklenir. Oysa onlar, herkesin farklı anlayabileceği söylem içindedirler.
Yukarıda tırnak içine aldığım görüşlere, herhalde altı üniversitenin temsilcileri de farklı anlam yüklemektedirler. Bu cümleler ne anlatıyor, neyi sınırlıyor, neye izin veriyor? Eskimiş üniversitelerin, yeni siyasal kadroyla bütünleşmesini hedefleyen taslağı tartışmak bile fuzulidir. Derneklerin temsilcisine benim son sorum şudur: İktidar, 'Taslağı geri çektik, eskiyle devam ediyoruz' derse ne diyeceksiniz?