Derviş ve Tuncer'in yeri

Kemal Derviş ve Erol Tuncer CHP'de yönetimle ilgili farklı kelimelerle de olsa aynı şeyleri söylüyor. Ama biri doğru, diğeri ise yanlış bir yerde duruyor.

Kurultay yaklaşırken CHP kıpır kıpır. Erol Tuncer, genel başkanlığa aday
olacağı yolundaki haberleri doğruladı.
30 yıla yakındır Erol beyi tanıyorum; bir kez bile heyecanlanıp, bağırıp çağırdığını görmedim; ağzından kimse için kırıcı, küçültücü söz işitmedim. Görüşünü, tam karşı olanlara da, duygusallaşmadan, siyaseten gerekse de ödün vermeden, açık açık anlatır. Daha doğrusu anlatmanın yolunu bulur.
CHP muhalefeti, Erol beyle, birleştirici ve güven veren bir temsilcisini bulmuştur. Tuncer adaylığını doğrularken, durduğu yeri de göstermiş:
"Parti içi demokrasi yok edilmiş, hukukun yerini tek adam yönetimi almış, yönetim karşıtı olanların dışlanması hak sayılır hale gelmiştir.
Kurullar çalıştırılmamakta, kurallar göz ardı edilmektedir."
Partide öne çıkan diğer bir siyaset adamı da Kemal Derviş'tir. O, Tuncer'den farklı bir yerde durmaktadır. Habercilerle sohbetinde, solda farklı görülebilecek bütün akımların sentezine önem verdiğini söyleyen Derviş, Baykal'la uzlaşma sağlar, işbirliğini gerçekçi görürse, parti yönetimine katılmak için parti meclisi üyeliğine aday olacaktır.
(15 Ekim, Radikal)
Derviş'in son sohbette söyledikleri, geçen hafta yayımlanan Can Dündar'la konuşmasını doğruluyor: "Bu kurultaydan çağdaş solu yansıtan, takım ruhuyla çalışabilecek bir merkez yönetim kurulu seçilmesi partimiz için çok önemli. (...) Parti içinde bir an önce bu ideolojik tartışmanın yapılması ve karara bağlanması şart." (Milliyet-Popüler Kültür, 9 Ekim)
Röportajı sunuşunda Can Dündar izlenimini şöyle özetliyordu: "Kurultay'da büyük olasılıkla, Deniz Baykal'ın sağında o çok sevdiği 'ikinci adam' koltuğuna oturacak ve böylece aktif siyasetin kollarına atılacak."
Gerçekte Derviş, partinin siyaset anlayışı ve uygulamasıyla uyum içinde değildir, ama yeni politikaların Baykal'la birlikte aranabileceğini, parti içinde ideolojik tartışmanın yapılabileceğini mümkün görmektedir, umut etmektedir.
Görüldüğü gibi, Erol Tuncer ve Kemal Derviş de CHP'de uygulanan politikalarla birlik değildir, ama ikisi farklı yerlerde durmaktadırlar: Birisi Baykal'ın karşısında, diğeri yanında yer tutuyor.
İkisi de, farklı kelimelerle de olsa, aynı şeyleri söylüyor: CHP bütünlüğü bulunan tutarlı politikalar aramalı, solda yeni bir sentez oluşturmalıdır.
Arayış ve tartışma söz konusuysa, doğru olanların ayrılması istenen çok sayıda görüşün varlığı kabul ediliyor demektir. Farklı yol ve görüşlerin arasında doğru olanı, her türlü tercihin söylenebildiği bir ortamda görülüp, bulunabilir. Siyasal partilerde bu 'ortam', parti içi demokrasi olarak anlatılır. Parti içi demokrasi varsa politikalar tartışılıp, yenileri aranabilir; yoksa bütün konuşmalar ve çekişmeler yapaydır, sonuç alıcı değildir.
Parti içi demokrasi, 1970 sonrasında, bütün siyasal partilerimizde giderek azalmıştır. Bugün, hiçbir partinin ve CHP'nin, iç ilişkilerinde ve işlemlerinde demokrasinin var olduğu söylenemez. CHP'de de, parti içi demokrasi bulunmadığı için, yeni politika arayışları, ideoloji tartışmaları göstermeliktir. İdeolojiyi de, merkez yöneticilerini de, uygulanacak politikaları da lider belirler, tebliğ eder ve uygulatır!
Böyle durumlarda insanların durdukları yeri nitelendirmek fazla zor değildir: Tuncer doğru yerdedir.