Devleti bir kişiye teslim etmek, ya da etmemek!

Bir kişiye teslim olmak ya da ilkel de olsa bir anayasayla yaşamak; mesele budur!

Son günlerde devletin en üst organlarının ilişkilerinde bir tuhaflık var. Yasa kurallarıyla ve gelenekle açıklanmayan olay ve sözlerle karşılaşıyoruz.

Cumhurbaşkanı hükümetin kararları açıklandıktan sonra, kendi görüşünü basına "açık net" söylüyor! Hükümet bu sözlere bazen sessiz, bazEn açık "doğrusu budur" tavrıyla uyum sağlıyor.

Olaylar, Anayasa'da yazılı Cumhurbaşkanı ve hükümetin görev ve yetkilerini çoktan aştı. Anayasa'ya aykırılığı Cumhurbaşkanı "Ben cumhurun başıyım" diye açıklıyor, başbakan da "omuz omuza çalışma" olarak tanımlıyor.

Ne kadar yumuşatarak anlatmaya çalışsam da, durum açık; 1983'ten beri değiştirmeye çalışılan Anayasa'nın yazdığı sistemin fiilen ters yönüne gidildi ve dışına çıkıldı.

Şimdi çeşitli adlar verilerek, tek adam yönetimini anayasa kuralı haline getirmek isteniyor. Anayasa duruma uygun hale getirilinceye kadar, hükümet ve Cumhurbaşkanı'nın Anayasa dışındaki yollarında yürüyecekleri anlaşılıyor.

Okuyucularım hatırlarlar, ben 2012'den beri "siyasal hayatımız tıkandı" deyip duruyorum. “Tıkanıklık”, devlet yönetiminde yasama, yürütme ve yargı güçlerinden birinin veya hepsinin görevlerini yapamaz duruma gelmeleridir.

2011 sonrasında başlayan ve Sayın Erdoğan'ın TBMM'nde yemin ettiği 28 Ağustos'a kadar yaşadığımız tıkanıklık, Sayın Erdoğan'ın iktidarını koruma kararının sonucuydu.

O dönemin sorusu, AK Parti'nin demokrasi ve hukuk mücadelesi mi vereceği, yoksa eskilerin -1908'den 1998'e kadar gelen iktidarlarını korumak için devleti ve halkı maceraya sürükleyen liderlerin- yoluna mı gireceği idi.

AK Parti’de “demokratikleşme projeleri” hazırlayanlar maalesef, Sayın Erdoğan’ın “iktidarı koruma” planına çarptı, geri döndü; yargı paketleri ve benzeri çalışmalar sessiz sedasız, yozlaştırıldı ve rafa kaldırıldı.

Partinin merkez örgütü üyeleri, milletvekilleri ve bakanlar kurulu üyeleri kullandıkları küçük iktidar parçalarını ellerinde tutmak için, iktidarın bir kişinin elinde toplanmasına karşı çıkmadılar; herkes kendi durumunu korumak için, çok az istisnasıyla hepsi liderin iktidarı korumasına yardımcı oldu.

Cumhurbaşkanı seçimleri, işin bir aşaması olarak tasarlanmıştı; aday gösterme gününden bu yana anayasa dışı işlemler giderek arttı ve bu güne gelindi.

Şimdi seçime gidiyoruz: İktidar, bugünkü uygulamayı ve zorlamayı yeni anayasaya yazmak için oy istemektedir.

Bugün fiilen uygulanan sistemin, evrensel insan hakları ve kabul edilen demokrasiye uygun duruma getirilmesi olası değildir.

Cumhurbaşkanı dün "pazarcılar esnafına", istediği başkanlık sisteminin, yönetimde şimdiye kadar karşılaştığı arızaları "minimize edecek sistem" olduğunu söyledi. Gerçekte istenen, tek kişi yönetiminin önündeki engellerin yok edilmesiydi.

Bu gelişmeler, başbakanın işini zorlaştırmış, halkın işini kolaylaştırmıştır.

Özellikle seçime kadar, Sayın Davutoğlu hangi politikayı uygulayacaktır? İki yol var gibi görünüyor:

1/Hükümetin, Cumhurbaşkanı'na danıştıktan sonra yapabilecekleri konusunda anlaşmak ve bu fiili anayasa sayılacak hükümleri uygulamak; 2/Her söyleyeceğini ve her adımını önce "Saraya danışmak" ve bu hususta, eğer şu ana kadar vermemiş ise, saraya söz vermek.

Sayın Davutoğlu hangisini kabul ederse etsin, bu yolların hiç biri sürdürülebilir değildir. Bu yolun sonunu çok söyledim ve yazdım, bu hususta halkımız yüz yıllık deneyime sahiptir; herkes biliyor, tekrarlamaya gerek yok.

Gelişmeler halkın oy verme kararını kolaylaştırdığını yazmıştım yukarıda. Gerçekten öyle; kişiye özel devlet yönetimini savunanlarla birlik olmak veya onlara karşı olmak arasında bir seçim yapmak seçimlerin en kolayıdır.

Halk, AK Parti'nin 2012 öncesinde yaptıklarına, halen yapmakta olduklarına, seçim sonrası için vaadlerine bakma gereğini duymayacaktır.

Sorun bir kişiye teslim olmak ya da ilkel de olsa bir anayasayla yaşamaktır! Halkın meselesi budur!

Seçim bu kadar kolaylaşmıştır.

KİTAP: 2010-2014 Karşılaştırmalı Seçim Analizleri Kitabı yayımlandı. Kitapta, 2010 Anayasa Değişikliği Halkoylaması, 2011 Milletvekili Seçimleri, 2014 Yerel Yönetimler Seçimleri ve 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının iller ve ilçeler itibariyle, seçimlerin karşılaştırmalı analizleri çözümlemeleri, bölgeler itibariyle ve iller bazında değerlendirmelerine ait tablolar bulunuyor.

Sıhhatli bir çalışmanın ürünü olduğu belli olan kitaptaki analizler, özellikle bu seçim döneminde seçim çalışmaları yapanlara yararlı olabilir. (www.olguarastirma.com.tr)

Filiz Aydın Koç; 2010-2014 Yılları Karşılaştırmalı Seçim Analizleri, Gezi Kitapevi, Ankara, Özbaran Ofset, Şubat 2015,392 s.