Diyarbakır'da tartışılanlar

Günümüzde, idareye hâkim olan değerlerin değişmesi gerektiği ve halkın durumu çok iyi anlaşılmalıdır

İstanbul dışı bir toplantı davetini okuyunca hep “keşke” demişimdir; takvimde yazılan işleri, yaşımı, yol hallerini, saatlerce dinlemeyi düşününce teşekkür öne çıkar ama dar sokaklardan fırlayan çocukları, eski tanıdıklara yenilerini katma ve bu kadar acıdan sonra ileriye bakabilen insanlarla birlikte bir gün geçirme olanağını hatırladığımda “gideyim” derim.

DİSA (Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü) Başkanı Necdet İpekyüz’ün davetini aldığımda da aynı duraksamaları yaşadım; sonunda, dinleme dışında bir görevim olmayacağını da öğrendikten sonra gitme kararı verdim.

Cumartesi günkü toplantı iki bölümden oluşturulmuştu. İlk bölüm, DİSA’nın ‘Eğitimde Anadili ve Çiftdillilik’ projesindeki yeni adımların tanıtımına ayrılmıştı. İkinci bölümde, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun her partiden bir üyesi, anadille eğitim üzerine görüşlerini anlatacaktı.
Gerçekten başarılı iki bölüm de benim için öğretici ve düşündürücüydü; orada öğrendiklerimi anlatacağım:

Önce, Vahap Coşkun ve Şerif Derince DİSA projesinin, geçen ay basılan raporunu anlattılar. ‘Anadili Temelli Çokdilli ve Çokdiyalektli Dinamik Eğitim’ başlıklı rapor, 60 sayfa broşür halinde bastırılmış.

Raporda, dünyadaki anadilli eğitim üzerine yapılmış çalışmalar ve uygulamalar anlatıldıktan sonra, Kürtlerin eğitim durumu incelenmiş, çeşitli görüşmeler anlatıldıktan sonra, çiftdilli eğitim model önerileri anlatılmış.

Son eğitim yasasına uygun olarak biri okul öncesi olmak üzere dokuz yıllık eğitimde uygulama yöntemleri incelenmiş ve araştırılmış. Çalışma sonunda, yalnızca Kürtçe konuşan veya değişik kademelerde Kürtçe ve Türkçede konuşabilen Kürt çocuklar için düşünülmüş dört model tasarlanmıştır. İlk ve ortaöğretim boyunca, sözel ve yazılı Kürtçe, Türkçe ve İngilizce öğretimi gelişecek, derslerin bir kısmı bu üç dilden biriyle yapılabilecektir.

İncelemeler sırasında, bazı eğitimciler Kürtlerin resmi dili öğrenmeyecekleri endişesini dile getirmişler. Oysa bütün uygulamalar göstermiş ki, anadilli ve çiftdilli eğitimde, diller birbirini besliyor, resmi dil daha iyi öğreniliyormuş.

Eğitimden sonraki oturumda, Ak Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi BDP’li Altan Tan, anadilli eğitim hakkında birbirinden az farklı düşüncelerini anlattılar. Konuşmalardan önce, katılacağını bildiren CHP’li Attila Kart’ın, başka bir görev verildiğinden (!) gelemeyeceğini bildiren mektubu okundu.

Boğaziçi Üniversitesi’nden Şemsa Özar’ın yönettiği toplantıda, ilk sözü Galip Ensarioğlu aldı ve Türkiye’nin Kürt halkının ve kimliğinin inkârından, Kürtçenin ders olmasına gelindiğini söyledi. Temel insan haklarından olan anadilli eğitime de gelineceğini, iletişimin gelişmesi nedeniyle dilin gerilediğini her zamanki nezaketiyle ama kararlı cümlelerle anlatan Ensarioğlu, Kürt halkının demokratik hakkı olan anadilli eğitimi her yerde yüksek ses ve kararlılıkla istediğini anlattı.

Sonraki sözcü Altan Tan, “Uzlaşma Komisyonu’nun Ak Partili üyesi Mustafa Şentop ve CHP’li üyesi Attila Kart niçin buraya gelmediler” diye sordu ve kendisi cevapladı: “Kişisel inançlarını savunsalar partileriyle, savunmasalar kendileriyle çelişirler!”

Anlatılan çelişki, Meclis çalışmalarında ilk karşılaşılan durum değildir. Milletvekilleri bazen partileriyle ters düşünebilirler ya da davet edildikleri yerde hâkim düşünceden farklı bir yerde olabilirler.

Vatandaşlık maddesiyle ilgili önerisini iki aydır getiremeyen CHP için bir de şaka yaptı Sayın Tan: “Kendilerine iki kurultaylık müddet verdik!”
Sayın Tan’ın ikinci söylediği çok daha önemliydi: Eğitim konusu gibi birçok soruna, egemenliğin kılıçla alındığı inancıyla direnildiğini değişik konuşmaların tanıklığında hatırlattıktan sonra, görüşünü çırılçıplak özetledi: “Derin akıl, mümkün olduğu kadar az vermek istiyor; mümkün olduğu kadar geç vermek istiyor ve de verdiğinin içini boşaltarak vermek istiyor!”

Benim toplantıdan çıkardığım sonuç şudur: Zamanın daraldığı belli olan günümüzde, Türk idaresine hâkim olan değerler değişmeli ve özellikle halkın zihni durumu çok iyi anlaşılmalıdır.