Dört parti uzlaşmak için masaya oturmalı

Her parti yetkilisi, "Dört parti oturup konuşacağız" demek dışında bir iki hafta ağzını açmamalıdır.

Bugün yeni dönem öncesi çılgın dönemin son günü. Başarısız dönemi bitiriyoruz; başımız belaya girmeden bu dönemi bitirdiğimiz için şükredelim; böyle bir dönemle bir daha karşılaşmamaya dua edelim!

Biten dönemin siyaset adamlarına son kez ve yeni dönemin siyaset adamlarına da ilk kez bazı düşüncelerimi söylemek istiyorum.

Sayın Erdoğan dört yılda son dönemi biçimlendirdi.

Bu dönemin son altı ayında Sayın Erdoğan hemen her gün, halkın her kesimini, her yaştan, her meslekten olanları yordu ve sıktı;

O’nun toplantıları kanunsuz, sözleri Anayasa ihlali idi; 

Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri ve Maliye Bakanlığı başta olmak üzere birçok devlet kuruluşundaki memurları kanunsuz işleme sevk etti,

Cumhurbaşkanlığıyla yasal ilgisi gösterilemeyecek masrafların ödenmesini emretti, ödettirdi, hükümetin kararlarının bozulmasını ve değiştirilmesini emretti, hükümet işlerine karışmayı doğallaştırmaya çalıştı;

Konuşmalarıyla halkı birbirine düşmeye teşvik etti,

Her muhalif hareketi devleti zayıflatma ve devletin bir tarafını yok etme girişimi olarak halka anlattı,

Siyasal partilerin bir konuda birlik olmalarını halka ve vatana ihanet olarak tanımladı...

Nisan başından bu yana Cumhurbaşkanının hiçbir ölçüsü, hiçbir özdenetimi kalmamıştı;

Geçen hafta başına geldiğimizde, Sayın Erdoğan sorumlu ve soğukkanlı davranacağına, bir hafta olsun susması gerektiği halde, militanlık gösterisini ve konuşmasını sürdürdü.

Ülkemizde görülmemiş olaylar sıraladıklarımdam ibaret değildi; yazmak için bu kadarı yeter!

Önceleri halk Cumhurbaşkanını ilk kez görüyormuş gibi, ürpererek izliyordu;  

Ocak ayı geldiğinde hükmünü vermişti; evet Cumhurbaşkanı iktidarını korumak için her şeyi yapabilecek duruma gelmişti;

Halk bu hükmün gereğini yapacaktı!

Halkın olan biteni gördüğünü, anladığını, değerlendirdiğini pazar gecesi hep birlikte göreceğiz; öyle anlaşılıyor ki, Sayın Erdoğan en çok şaşıracaklar arasında kalacaktır!

Sayın Erdoğan dokuz ay önce başbakan olarak tayin ettiği Ahmet Davutoğlu’nu da şaşırttı; adamcağız ne Ahmet Hocalık yapabildi, ne eski dışişleri bakanlığını;

Sayın Davutoğlu, ne cumhurbaşkanına tam bağımlıydı, ne de tam başbakan olabildi; Anayasa’daki başbakanlığı bıraktık da, neleri söyleyebilir neleri söyleyemeyeceğini kararlaştırıp ortaya çıkamadı.

Dokuz aylık Cumhurbaşkanı-Başbakan ilişkisi sürdürülebilir değildir ancak, Sayın Davutoğlu Pazartesi sabahı, halkın en çok oy verdiği partinin lideri olarak uyanacaktır.

 Diğer üç parti liderinin dokuz aylık başarısını veya başarısızlığını irdelemeyeceğim.

Seçim ertesinde partiler, son dört yıldaki anlayışlarını sürdürmek isterlerse ne olacağını düşünelim:

İktidarı bırakmak istemeyen Cumhurbaşkanı, demokrasi hukukunun, hele parti içi demokrasinin genişlemesini engellemeye devam eder,

İktidar partisinde iç mücadele önlenemez, derinleşir;

Yargı ve hukuk reformunda ciddi adım atılamaz, gerekli ekonomik reform kararı verilemez, anayasa yine yıllara serilir ve sonuç alınmaz!

Milletvekili dağılımı nasıl olursa olsun, dört partinin birlikte oturarak uzlaşmadıkları hiçbir proje çözüm olamaz!

Bu durumu tersine çevirmenin bir çaresi dört partinin uzlaşmasıdır.

7 Haziran öncesi hatırlanmadan bu dönemin defteri tarihe devredilmeli; dört parti hemen, sadece görüşmek, uzlaşmak ve ortak bir karar vermek amacıyla masaya oturmalıdır.

Hiçbir parti yetkilisi, “Dört parti oturup konuşacağız” demek dışında bir iki hafta ağzını açmamalıdır. Bunun dışında konuşmak, uzlaşmayı önleme girişimidir.

Pazar akşamından başlayarak, hangi parti yetkilisi ilk hafta konuşursa, ertesi günden itibaren olacakların sorumlusu olacaktır.