Dostumuz Saddam!

İktidar partisi başkanı, yeni iktidarın Irak savaşı politikasını anlaşılır biçimde özetledi.

İktidar partisi başkanı, yeni iktidarın Irak savaşı politikasını anlaşılır biçimde özetledi. Düne kadar Dışişleri Bakanı ve Başbakan birbirinden habersizmiş gibi, bir ileri bir geri konuşuyorlardı. Tayyip Erdoğan salı günü, partisinin grup toplantısında yaklaşım ve 'kararlılıklarını' milletvekillerine duyurdu:
"Muhtemel Irak savaşını önlemek için yoğun diplomatik trafik yürütüyoruz. Teröre karşı başlatılan mücadelenin çığırından çıkmaması için çaba gösteriyoruz. Barıştan yana tavrımızı bir medeniyet duruşu olarak sergilemiş oluyoruz.
Bölge ülkelerinin katılımı ile Türkiye'de yapılacak zirve büyük bir heyecanla bekleniyor. Türkiye dış politikada ilk kez gündem tayin edici ve belirleyici strateji izleyen ülke konumundadır. Türkiye bölgenin huzurunun korunması ile ilgili azami kararlılık göstermeye devam edecektir." (Yeni Şafak, 22 Ocak)
Bu sözlerden benim anladığım şudur: Hükümetimiz, 1) ABD'nin uzun vadeli Kafkasya ve Ortadoğu politikalarına karşıdır, 2) ABD'nin, Irak'ta Saddam rejiminin değişmesi hedefini gerçekçi bulmamaktadır.
Hükümetin bütün meselesi savaşın çıkması veya çıkmamasıdır. İktidara göre, savaş önlenirse ABD'nin ortadoğu politikası da suya düşecek; sonuçta Saddam yerinde kalacak, bölgede hiçbir şey değişmeyecektir!
Hükümet, Ortadoğu ülkeleriyle toplantılar düzenleyerek, savaşın durdurulabileceğini sanıyor, -belki de- inanıyor!
Hemen söyleyeyim, Erdoğan'ın dile getirdiği politikalar, halkımızın ve yurdumuzun kısa ve uzun vadeli çıkarlarına tam karşıdır. Ülkemizin çıkarları Ortadoğu ülkelerinin çıkarlarıyla çelişir, Ortadoğu ülkeleriyle bizim halkımızın değerleri ve anlayışları birbirinden farklıdır. Hükümetin politikası gerçekten Erdoğan'ın çizdiği çerçeve ise telaşlanmalıyız.
Önce coğrafyamızı hatırlamalıyız: Biz kendimizi Kafkasya ve Ortadoğu'nun içinde saymayabiliriz, ama bölgede olan bitenden, içindeki ülkelerden daha çok etkileniyoruz. Bizim durumumuz, bölgenin diğer komşu ülkelerine benzemez; bu bölgede çıkan her olay Ankara'da yaşanır.
İkinci olarak, beş - altı yıl sonraki sınırları, güç dengelerini hesaplamalı; bu tabloya, 70 milyonluk ülkemizi gerçek koşullarıyla yerleştirmeliyiz. AKP hükümete geleli neredeyse iki ay oldu, durumumuzu öğrenmiş olmalıdır.
Suriye'yle, Ürdün'le, İran'la, Suudi Arabistan'la, Mısır'la görüşerek, stratejik müttefikimizi nereye koyduğumuzun bilincinde miyiz? Görüştüklerimizin hangi sularda gezindiklerinin farkında değil miyiz? Bu ülkelerin çıkarları, iddiaları ve bağlantıları farklı olduğundan, ciddi bir çözüm ve gerçekçi bir politikada birleşmelerinin zorluğunu görmeliyiz.
Erdoğan'ın iddia ettiği gibi, ülkemiz 'gündem tayin edici' olmamıştır.
İstanbul ve Şam toplantıları, 'Teröre karşı mücadelenin çığırından çıkmamasına' katkıda bulunmaz. Olsa olsa, Saddam'a Birleşmiş Milletler kararlarına uyması tavsiyesi çıkar. Toplantıya katılanların tutumları belli, güçleri belli, halklarıyla ilişkileri belli, aralarında neyi konuşup neyi tartışacaklar?
Dolduruşa gelip neredeyse Saddam'la dostluk paktı önereceğiz!
Söyledikleri esas politikalarını belirtiyorsa hükümetten, hızla her şeyi yeniden düşünmesini istemeliyiz. Çünkü, bugünlerde dile getirdikleriyle, geleceğimize zarar vermektedirler.
Sloganlarla devlet yönetilemez. Hükümetin öncelik vermesi gereken, halkımızın huzuru ve geleceğidir. Tekrar edelim, ülkemiz, sonuçlarının yönünü tersine çeviremeyeceği bir savaşın içindedir.