Elçi ne öneriyor?

Gazetemizin 'Pazartesi Konuşmaları'nın dünkü konuğu Şerafettin Elçi'ydi. Her söyleşisini severek okuduğum Neşe Düzel, 'Türkiye'de iki resmi dil olmalı' başlığını koyarak, Elçi'nin temel yaklaşımını da özetlemişti.

Gazetemizin 'Pazartesi Konuşmaları'nın dünkü konuğu Şerafettin Elçi'ydi. Her söyleşisini severek okuduğum Neşe Düzel, 'Türkiye'de iki resmi dil olmalı' başlığını koyarak, Elçi'nin temel yaklaşımını da özetlemişti. (14 Şubat, Radikal)
Önce bir gelişmeye işaret etmek istiyorum. Daha bir-iki yıl öncesinde, böyle bir söyleşinin yayımlanması suçtu; bugün ise rahatlıkla konuşuluyor, yayımlanıyor, bu nedenle birliğimizin bozulmadığını göreceğimize inanıyorum.
Elçi, 1978'de, Ecevit hükümetinin Bayındırlık Bakanı'ydı, 1980 sonrasında iki buçuk yıl hapiste yattı. 1997'de kurduğu parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı, son aylarda yeni bir parti kurma arayışında olduğu duyuluyor.
Bazılarını dinlerken, görüşlerine karşı çıkılsın istediklerini sanırsınız, sert ve katı cümleler kurarlar, kabul edilecek görüşlerini bile dinlerken, içinizden karşı çıkmak geçer. Sayın Elçi bunlardandır, yani açık
sözlülükte bir adım ileridedir.
Dünkü söyleşi bana, sayın Elçi'nin katı Kürt milliyetçiliğine koştuğu izlenimini verdi, belki üslubu bu sonucu çıkarmama neden oldu, evrensel konularda bile ırkçı bir yaklaşım sergilemiş!
Söyleşide Düzel bir-iki temel konuyu değişik biçimlerde sormuş, Elçi de her defasında açık yürekle görüşlerini söylemiş; içinde katıldıklarım ve katılmadıklarım olduğu gibi, hemen karşı çıkılması gerektiğine inandıklarım da var.
Bunlardan biri üzerinde durmak istiyorum. Neşe hanım, konuğunun yönetimle ilgili görüşlerinin özetini, söyleşinin arabaşlığı yapmış: 'Türk-Kürt eşitliği için federasyon dışında yol yok. Bölünme değil, iktidar paylaşmaktır bu. Bağımsız devletten önceki aşamadır. Ayrılma hakkını verir.'
Elçi, Demokratik Değişim Derneği'nin, geçen aralık ayındaki yuvarlak masa toplantısında da, 'federasyon' görüşünü dile getirmişti.
Bu gibi konularda kavramlar ve başlıklarla konuşarak bir yere varılamayacağına, aksine gerilim ve ayrılıklar yaratacağımıza inanıyorum. Eğer konumuz ülkemizin yönetim sistemiyse, o sistemi düşünmek, projelendirmek ve söylemek doğrudur, en azından bir kavramla anlatmaktan daha yararlıdır. Düşündüğünüze ne ad verirseniz verin, önce o sistem anlaşılmalıdır.
Burada, birçok kez, yönetim sistemimizin nasıl olması gerektiği yolundaki inancımı yazdım. Bir arkadaş grubuyla tasarladığımız o projeye biz, 'Yerinden demokratik yönetim' diyoruz.
Bu projeyi tanıttığımız bir toplantıda, dinleyenlerden öğretim üyesi bir dostumuz, 'Siz mahcup federasyon istiyorsunuz' demişti, biz kavramı tartışmayı kabul etmedik, projenin ilke ve ayrıntılarının konuşulmasını istedik, konu daha iyi tanınmış oldu.
Elçi bir hususa açıklık kazandırmalıdır: Federasyon dediği sistem, Kürdistan diye tanımladığı yerde uygulanacak bir yönetim biçimi midir, yoksa bütün Türkiye'de uygulanacak bir yönetim biçimi mi? Arzulanan sistemin temel ilkelerini söylemeden, 'Federasyon' kavramının tartışılması sonuç vermez; çünkü herkesin anladığı federasyon farklıdır; Almanya'da, ABD'de, İngiltere'de birlikte uygulanan kurallar olduğu gibi, hepsinde birlikte uygulanmayan ilkeler de vardır. Sistemi tanımla, adını ne istersen koy!
Kavramlarla konuşmanın çok zararını gördük, sonuçta hep birlikte zaman kaybettik. 'Federasyon' deyip geçilirse, hepimizin derdi olan yönetim
sorunumuzu tartışamaz duruma geliriz.