Erdoğan'a teslim

Teslim kelimesinin değişik anlamları var. Başlıkta, 'Bir şeyin kullanımını </br>devretme, bırakma' anlamı ile kullanarak, 'AKP'nin genel başkana teslim...

Teslim kelimesinin değişik anlamları var. Başlıkta, 'Bir şeyin kullanımını
devretme, bırakma' anlamı ile kullanarak, 'AKP'nin genel başkana teslim edildiğini' söylemek istedim, teslim kelimesini 'tutsak olma' anlamına kullanmadım. Büyük kongre delegelerinin 'Erdoğan'a tutsak' olduklarını söylemek için henüz erkendir.
Pazar günü AKP kongresinde benim gördüğüm; partide planlama, politika belirleme, uygulamayı izleme görev ve yetkilerinin, özetle yönetimin sayın Erdoğan'a bırakıldığı, teslim edildiğidir.
Pazar günü görünen, AKP ile genel başkan arasında, 'yetkinin delege edilmesi' ilişkisi değildir; süresi, sınırı bilinmeyen, denetimi yapılamayacak ve geri alınması fiilen imkânsız bulunan bir 'bırakma ve devretme' işlemi yapılmıştır.
Gerçekte iki yıl önce, kuruluş sırasında, İçişleri Bakanlığı'na verilen tüzükte geçen şubat ayında yapılan değişiklikle bu günler hazırlanmaya başlamıştır. Ekim ayının ilk haftasında, kongreye günler kala kurucular kurulunun yetkisi kullanılarak tüzük yeniden değiştirilmiştir. Bu iki değişiklikle de, genel başkanın yetkileri artırılmıştır.
Büyük kongreye gelinceye kadar, bu yetkilerin nasıl kullanıldığını bilmiyordum. Pazar günü, Erdoğan'ın parti içi demokrasi anlayışı ortaya çıktı: Erdoğan artık partinin mutlak hâkimidir, parti içinde çıkacak mırıldanmaların artmasına izin vermeyecektir.
Çıkan seslerin durdurulmasında çeşitli yöntemlerin uygulanması doğaldır. Yüksekliğine ya da etkinliğine bağlı olarak sesin sahiplerine uygulanacak önlem ağırlaşır. Genel başkanın politikalarının dışına çıkanlar başlangıçta uyarılır, olanak tanınır veya gözdağı verilir. Olmazsa görevden alınarak, yalnız bırakılarak etkisiz kılınmaya çalışılır; 'doğru yolu(!)' görmemekte direnenlerse 'tasfiye edilir.' Ne demiş şair: "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir"!
Bakınız pazar günü, kongre başkanlığı ve divanın diğer üyeleri için, 81 il başkanının imzaladığı iki önergedekiler dışında başka bir aday çıkmadı. Olamaz mı? Parti içi demokrasi olan bir partide, hele o parti iktidardaysa, olmaz; gereği de, faydası da yoktur!
Önemsiz görülebilir, ama benim için öğretici olan başka sonuç da genel başkanlık seçimidir: Seçmen (delege) sayısı 1464 olan seçimde, Erdoğan 1358 oy almış. Oy verenlerin 'tamamı' 1358'mi? 'Boş' oy sayısı ne? 'Aday adından farklı ad yazılı olduğundan' ya da 'diğer nedenlerle' geçersiz sayılan oy pusulası sayısı niçin ilan edilmedi? Öğretici olan bu soruların cevaplarıdır.
10.20'de açılan kongrenin seyri daha da öğreticidir: 10.40 saygı duruşu; 12.30 genel başkanın konuşmasının sonu. Partiye giren milletvekili ve yurtdışından gelen misafirler konuştuktan sonra, 'kongre çalışmaları'na
iki saat ayrıldıktan sonra 15.10'da seçimlere başlanmıştır. Başbakan'ın niçin 'Bu bir bayramdır' dediği anlaşılıyor; kutlamalar arasında kongre işlevi boşlanırsa, üzerinde durulmamalıdır!
Oysa demokratik ülkelerde, 'bayram kutlamalarıyla' partilerin 'kongreleri' aynı güne getirilmez; oralarda demokratik siyasal partiler, kongrelerde yapılan demokratik seçimlerle oluşan organlarca, kongrelerde belirlenen politikalar içinde yönetilir.
Bizde ise 'kongre', parti başkanlarının çalışmalarında kimleri kullanacaklarını duyurdukları toplantıların adıdır!